Birkaç dil…
-
Artık ne yapmalı konusunda bir tek yol olmadığını biliyorum, ancak ne yapmamalı meselesi -sorunu- konusunda da tek yol olduğundan emin değilim.
Ne yapmalı? Nasıl yapmalı? Ne yapmamalı?
Benim yanıtım siyaset yapmalı.
Peki ama nasıl yapmalı?
Daha öncekiler gibi tekrara başvurmadan, ama inkar da etmeden, karşımızdaki güçlerin güçlerini, olanaklarını bilerek, bularak, görerek, göstererek…Biz bize siyaset yapmayı tek yol olarak görmeyerek. Bizim dışımızda kocaman bir dünya olduğunu bilerek. O dünyanın -yani bu dünyanın- nimetleri, külfetleri, sorunları olduğunu bilerek. Bu sorunların birçoğunun çözümüne en azından bizim -milattan önce doğanların- ömrünün yetmeyeceğini düşünerek.
Bizim bu toplumun önemli bir kesiminin anlayacağı bir dil kullanmamız ya da bulmamız gerektiğini bilerek.
Yüksek siyaset önererek, siyaset yapılmadığını bilerek. Herşeyi ve herşeyin yalnız ve ancak tarafımızdan bilindiğini zannetmeyerek. Toplumun bizi neden anlamadığını zahmet edip düşünerek! Hatta bizim -son 10, 20, 30 yıldır birarada olanların- bile birbirini neden anlamadığını, hatta başarısızlıktan sorumlu tuttuğunu anlayarak.
Bizim aklımızın en iyi akıl olduğuna inanmaktan vazgeçerek, ortak akıl oluşturarak. Akıl akıldan üstün olabilir ihtimalini unutmayarak! Bu dünyayı akıllıların bu hale getirdiğini de bilerek. Belki de deli olarak, ama zır deli olmayarak. Sözden çıkmadan, ama sadede gelerek. Peynir gemisini yürütmenin sırlarını çözerek, öğrenerek, ama sırlar dünyasında yaşamadığımızı da bilerek.
Açık ve şeffaf olarak her birimizle dayanışma içinde, herbirimizin işini kolaylaştırarak. Ortaklıklarımızı öne çıkararak. Bugun gelecek için ne yaptım? diye sorarak. Bu toplumun kültürünün değiştiğini bilerek.
Toplumdaki lümpenleşmeyi görerek. Algılar ve önceliklerin değiştiğini hissederek. Bu süreci hangi araçlarla, hangi argümanlarla tersine çevireceğimize kafa yorarak. Bizi topluca yutacak olan bu gidişattan, iç kavgalarla, iç iktidar hesaplaşmalarıyla asla kurtulamacağımızı görerek. Düğün salonunda biz bize siyaset yapmaktan vazgeçerek. Değişim ve dönüşümü algılayarak ve anlatarak. Kendi kararsızlıklarımızdan vazgeçerek. Alışkınlıklarımızı gözden geçirerek.
Sık sık toplantılar yapıp, her toplantı sonunda yorgun ve bitkin kalarak yeni bir toplantı kararı almayı tek iş olarak görmeyerek. Ara sıra sınıf ve toplum içinde başka birileri olduğunu da görerek. Ara sıra ayakkabı boyacısıyla, bindiğimiz taksiciyle, minibüs ve otobüsteki kalabalıklarda yapılan yolculuklarda hayatın bir bölümünü zorunlu ya da gönüllü olarak paylaşmak durumunda olduğumuz insanlarla memleketin ve de bizlerin hal ve gidişatı hakkında ne düşündüklerini sorarak.
Onlardan da öğrenerek. Hep millet hakkında fikir beyan etmekten çok, milletin ve sınıfın hakkımızdaki fikirlerini de merak ederek. Merak ederek, ama iş yapmaya da meram ederek. Özgürlükçü bir yürüyüşe çıkıp birbirimize kolaylıklar dileyerek…
Hem türkü söyleyip hem yürüyüş eyleyerek siyaset yapmalı.
Kısacası bu memlekette siyaset yapacaksak en azından üç dili; emekçilerin, patronların ve Kürtler’in dilini bilmemiz gerektiğini anlayarak yapmalıyız.
Bedri Rahmi Eyuboğlu‘nun dediği gibi:
“En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.”Emin Ekinci
Bir önceki yazımız olan Salvador Dali: "Dahi" mi, "Arrivist" mi, Faşist mi?* başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.
Random Posts




