Logo Background

» 2009 » Haziran

  • “Barış, ne yazık ki FARC’ın elinde değil” Efsane gerilla Jaime Guaraca’yla röportaj
    By on Haziran 21, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    “Barış, ne yazık ki FARC’ın elinde değil” Efsane gerilla Jaime Guaraca’yla röportaj

  • Aleyküm selam direniş!
    By on Haziran 21, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    Aleyküm selam direniş!

    “Esselamünaleyküm.” Barack Hussein Obama böyle diyerek başladı konuşmasına, “Müslümanlar ve Batı arasında yeni bir başlangıç” aradığını belirtti. Peki Obama’nın mesajlarındaki yenilik neydi? Yeniliğin iki boyutu var.

    Birincisi: Obama, “ABD hiçbir zaman İslamiyet ile savaş içinde olmaz” dedi. El Kaide ile Taliban’ı hedef gösterdi ve ama şiddet yanlısı aşırı akımlara karşı mücadelede Müslüman dünyasıyla birlikte hareket etmeyi umduğunu söyledi. Artık iler-tutar yanı kalmayan “Medeniyetler Çatışması” tezini, böylece tümden çöpe atmış oldu. Müslüman silahlı direniş güçleriyle diğer Müslüman kesimlerin ayrıştırılmasını temel alan, Müslüman dünyanın egemen sınıflarıyla ilişkileri tazelemeyi amaçlayan yeni bir politikaya geçiş sinyali verdi.

    İkincisi: Obama, “Sorunların çözümünde diplomasiye başvurmanın ve uluslararası konsensüse ulaşmanın gerekliliği”nin altını çizdi. Bolca demokrasi övgüsü yaptı. ABD politikalarında esasen askeri güç gösterileriyle Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlara ait normların çiğnenmesiyle, Amerikan çıkarlarının diğer emperyalist ülkelere tek yanlı dayatmasıyla karakterize olan bir dönemin böylece kapandığını ilan etti. Obama’nın işkenceyi önleme, Guantanamo’yu kapatma ve Irak’tan çekilme vaatleri de bununla ilgiliydi.

    ABD, içte ekonomik krize ve dışta politik krize yakalanmış durumda. Son yıllarda, ABD’nin emperyalist hegemonyası şiddetli sarsıntılara uğradı ve dünya politikaları eski biçimde sürdürülemez hale geldi. Irak ve Afganistan’da yenilgiye uğratılamayan direnişler, dünyanın hemen her yerinde emperyalist işgallere ve neoliberal politikalara karşı gelişen mücadeleler, Amerikan halkında büyüyen hoşnutsuzluk ve rakip emperyalist güçlerin artan rekabeti, ABD için kesin bir politik tıkanmaya neden oldu. Ilımlı mesajlarıyla sivrilen bir siyahın ABD’ye başkan olabilmesi de zaten bu tıkanmanın ürünüydü. ABD şimdi “yenilikçi” Obama’sıyla, hem bozuk imajını düzeltmek istiyor, hem de tıkanıklığı gidermek amacıyla politikalarını, tadilattan geçirmeye girişiyor. ABD emperyalizminin dünya ve Ortadoğu politikalarında Obama’lı tadilatın kapsamı nedir?

    Burjuva ideologların tabiriyle “yumuşak güç”, ABD politikalarında askeri gücün yanında artık daha geniş bir alan buluyor. ABD karşıtı nefretin törpülenmesi ile Müslüman halkların ve devletlerin yeniden saflaştırılması sayesinde, Müslüman direniş odaklarının yalnızlaştırılması ve ezilmesi hedefleniyor. ABD, askerlerini Irak’tan çekerken, Afganistan ve Pakistan’a yüklenme hesabı yapıyor. İsrail-Filistin çatışmasında görünüşte daha dengeli bir pozisyon alıyor. Askeri saldırı yerine ilişki kurma yoluyla, İran’a diplomatik ve siyasi baskı uygulamaya yöneliyor. ABD, ayrıca politik hamlelerinde diğer emperyalist devletlerin çıkarlarını da gözeten ve onlarla uzlaşmalara öncelik veren bir çizgiye dönüyor. Nitekim Ortadoğu’dan Almanya ve Fransa’ya geçen Obama, Avrupa’yla işbirliği çağrısı yapıyor. Bu politik tadilat, ABD’nin sarsılan hegemonyasını, Müslüman ülkeler üzerinde egemenliğini ve Ortadoğu’da sömürgeci çıkarlarını olabildiğince korumaya endeksli. Hepsi bu!

    Zira, Obama’nın Ortadoğu ve İslam coğrafyasına sunduğu ‘değişim’ söylemi, Büyük Ortadoğu Projesi ve ardılı Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin iktisadi, siyasi ve kültürel perspektifiyle bütünüyle uyumludur. ‘Değişim’ söyleminin unsurları, BOP’ta olduğu gibi serbest piyasa, batı tipi demokrasi, eğitim, kadın hakları vb. dir. Bush’un projelendirdiği, Obama’nın ise inşasına giriştiği proje, Ortadoğu ve İslam toplumunun küreselleşen kapitalist dünyaya entegrasyonunu amaçlıyor. Obama, “İslama karşı değiliz, terörizme karşıyız” diyerek, ılımlı İslam yönlendirmesiyle uyumlu bir İslam anlayışı telkin ediyor.

    Her devlet, egemen sınıfın politik iktidar aktidir. ABD de, Amerikan orjinli bir avuç dünya tekelinin içte ve dışta genel sınıf çıkarlarını savunmak için kuruludur. Obama’nın başkanlığı, kişisel niyetleri ve derisinin rengi ne olursa olsun, emperyalist mali oligarşinin politikalarına sıkı sıkıya bağlıdır. Obama’lı dönem, ABD emperyalizminin yaşadığı tıkanmayı aşma arayışının ifadesidir. Ondan dünyada barış ve demokrasi beklemek, dünya işçi sınıfı ve ezilenleri aldatmaya hizmet eden bomboş bir hayaldir!

    Müslüman dünyada Obama’nın konuşmasıyla kendinden geçenler oldu. Ama, Obama’ya aleyküm selam demeyenler de vardı. İlk tepki gösteren İran oldu. El Kaide, Taliban, Hamas, Hizbullah, Mukteda Sadr gibi ABD’yle çatışmalı politik kuvvetler, Obama’lı emperyalist yönelime değişik tonlarda karşı çıktılar. Bu yüzden Obama’nın konuşması, Müslümanlar arasında bir beklentiye ve hatta yeni uzlaşıcı eğilimlere yol açsa bile, ezilen Müslüman halkların artık ne kandırılması ne de ABD emperyalizmine boyun eğmesi mümkün. İslam dünyasının ezilenleri ile emperyalist ABD arasındaki çelişki çok derin. Ve bu çelişkinin uzlaştırılamaz nitelikte oluşu, halklar içinde doğması, olası Obama hayallerini çok geçmeden yıkılmaya yazgılı kılıyor.

    Emperyalizme ve yeniden sömürgeleştirilmeye karşı direniş ateşi, Müslüman ezilenlerin bağrında yanmaya devam edecek. Ve ABD’nin Obama’lı yeni politikaları da direnişe çarpıp kalacak. Aleyküm selam direniş!…

  • Yazmak bazen tehlikeli ve yasaktır!
    By on Haziran 21, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    Cumhuriyet gazetesinin 21 Haziran 2009 tarihli (bugünkü) Pazar ekinde Esra Açıkgöz imzalı “Yazmak bazen tehlikeli ve yasaktır!” başlıklı haber-röportaj yayımlandı. Tutuklu gazetecilerden Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü Füsun Erdoğan, Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek, Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu’nun 26 Haziran duruşmasıyla, tutuklu gazetecilerden Aylin Duruoğlu, Erol Zavar’la ilgili haberi ve Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay’la yapılan röportajı bilginize sunuyorum.

    Yazmak bazen tehlikeli ve yasaktır!


    ESRA AÇIKGÖZ

    Aylin Duruoğlu, Vatan gazetesinin internet sitesinin yayın yönetmeniydi. 27 Nisan’da gözaltına alındı, hâlâ tutuklu yargılanıyor. Yalnız değil, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’na göre şu anda 24 gazeteci, yazar aylardır hatta yıllardır yargılanmayı bekliyor.

    Türkiye’de iktidarlardan uzak durarak gazetecilik yapmak zordur. Önce düşük maaşla hayatta kalmanın yollarını öğrenmeniz gerekir. Bitmedi, sansürcü, baskıcı iktidarla uğraşmaya da hazır olun. Hatta muhalif bir yayın organında çalışıyorsanız cezaevine düşmeyi de göze almalısınız. Geçen hafta CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi verdi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in yazılı olarak yanıtlaması istemiyle şunları sordu: “TCK’nin 301. maddesinde yapılan son değişiklikten sonra Adalet Bakanı bu yasa çerçevesinde kaç kişinin yargılanması için izin verdi? Şu anda çeşitli davalar dolayısıyla Türkiye’de tutuklu veya hükümlü olan gazeteci ve yazarların sayısı kaçtır?” Bakandan yanıt gelmedi, ama Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun raporu, durumun vahametini göz önüne seriyor. Şu anda cezaevinde 24 gazeteci ve yazar bulunuyor. Ölümcül rahatsızlığı olanlar da var. Mesela Odak dergisi sahibi ve yazıişleri müdürü Erol Zavar, mesane kanseri, dışarıda tedavi edilmesinin zorunluluğuna rağmen 2001’den beri tutuklu…. Vatan gazetesinin internet sitesinin yayın yönetmeni Aylin Duruoğlu, “Devrimci Karargah” örgütüne yönelik üç kişinin öldüğü operasyondan sonra 27 Nisan’da gözaltına alındı, tutuklu yargılanıyor. Çünkü operasyonda öldürülen ve okul arkadaşı olan Orhan Yılmazkaya “Türk Hamamı” kitabını çıkardıktan sonra Duruoğlu’yla buluşmuş, kendisinden kitap tanıtımı için yardım istemiş. Bu tutuklanması için yetti!
    Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü Füsun Erdoğan, 8 Eylül 2006’da gözaltına alındı, 12 Eylül’de tutuklandı. O tarihten beri de davasının sonuçlanmasını bekliyor. Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek ve Genel Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu da Erdoğan ile birlikte gözaltına alındı, “Marksist Leninist Komünist Parti yönetecisi olmakla ve anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek” suçuyla tutuklu yargılanıyorlar; davaları sonuçlanmadı… Beş gazetecinin duruşması 26 Haziran saat 11.00’de Beşiktaş Adliyesi’nde yapılacak. Biz de Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay’la konuştuk…

    - Cezaevlerinde tutuklu bulunan 24 gazeteci ve yazarın “suç”u nedir?
    - Türkiye’de düzen muhalifi, devrimci, sosyalist basın emekçileri çoğunlukla gazeteci kimlikleri nedeniyle değil, hileli yöntemlerle, komplolarla “terör örgütü mensubu”, “terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak” gibi asılsız iddialarla yargılanıyor. Bu gelenekselleşmiş bir devlet politikası. Nazım Hikmet’ler, Aziz Nesin’ler de komik iddialarla yargılanıp, uzun yıllar hapis yattılar.

    - Beş gazetecinin 26 Haziran’da yapılacak duruşmasının önemli olduğunu açıkladınız. Nedir önemi?
    - Herşeyden önce 10 Eylül 2006 davasının 7. duruşması. Beş gazeteci üç yıldır tutuklu yani şimdiden cezalandırıldılar. Mağduriyetlerinin daha da artmaması için bırakılmalılar. Ayrıca bu dava, TMY’nin en kapsamlı ilk davası. TMY’nin tüm olumsuzlukları devam eden başkaca davalar için emsal teşkil ediyor. Uzun süre dosya üzerinde gizlilik kararı uygulandı. Sanıklar ve avukatları suçlamalarla ilgili detaylı bilgiye ulaşamadı. Ergenekon davasıyla basının mercek altına aldığı “gizlilik kararı” , “iddianamenin geç yazılması”, “yargılamanın gecikmesi” gibi hususlar, ilk kez bu davada yaşandı. Sanık ve avukatlara göre soruşturma; yasaya, usule, hukuka aykırı ve ideolojik bir yaklaşımla yapıldı. Dava, TMY karşıtı mücadelenin önemini de ortaya koyuyor. Düşünce ve ifade, söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğü bakımından TMY’nin, 301’in vb. maddelerin iptal edilmesi zorunlu.
    - Bunlar haber alma özgürlüğünü de etkiliyor.
    - Gazeteci ve yazarlara yönelik gözaltı ve tutuklamalar, son süreçte gazeteci Hrant Dink’in sokak ortasında katledilmesi, Yürüyüş dergisi dağıtımcısı Engin Çeber’in işkenceyle öldürülmesi gibi örnekler düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırganlığın çeşitli biçimleri. Bunlar, aslında doğrudan halka yapılmış saldırılar, çünkü halkın haber alma özgürlüğü, TMY, 301 vb. yasal düzenlemelerle, antidemokratik fiili uygulamalarla kıskaç altına alınıyor, otosansürü koşullandırıyor. Bu arada geçtiğimiz aylarda sansürün kaldırılışının 100. yılı kutlandı. Bu ikiyüzlülük. Bu topraklarda sansür hiç kaldırılmadı, gelenekselleşmiş devlet politikası olarak hep sürdürüldü.
    - En yoğun hangi dönemlerde yaşandı?
    - Toplumsal muhalefet güçlerine yönelik saldırganlığın arttığı dönemler… Örneğin Ermeni halkına yönelik uygulanan 1915 tehcirinde sadece İstanbul’da 220 aydın, gözaltı, tutuklama, tehcire maruz kalmış. 10 Ermeni gazeteci, yazar, şair de ya gözaltında kaybedilmiş ya da bir süre sonra öldürülmüş. Mezarları hâlâ kayıp.
    - Kaybedilen gazeteciler bunlarla sınırlı değil, ancak Sabahattin Ali gibi birkaçı dışında bu konuda pek de bilgi yok.
    - 1940’lar, gazetecilere yönelik saldırının yoğunlaştığı yıllar. Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’ın birlikte çıkardıkları Marko Paşa adlı gülmece dergisi çeşitli baskılara maruz kalıyor. Gazeteciler üzerindeki baskıların bir sonucu olarak Marko Paşa’nın sahibi ve yazarı Sabahattin Ali, yurtdışına kaçma girişimi sırasında, Bulgaristan sınırında kaçırılıp kaybediliyor. 2.5 ay sonra, 16 Haziran 1948’de öldürülmüş olarak bulunuyor. Sonradan mezarı da kaybediliyor. 12 Eylül de aynı zamanda bir gazeteci kıyımı. 1990’da çıkarılan kanun hükmündeki bir kararname, “sansür-sürgün kararnamesi” veya “ss kararnamesi” olarak adlandırıldı. Çok sayıda gazeteci gözaltına alınıp tutuklandı, muhalifi gazete ve dergiler kapatıldı. 90’larda Doğu’da Ferhat Tepe, Nazım Babaoğlu, İsmail Ağay ve Seyfettin Tepe gözaltında kaybedildi.
    - 2006’da çıkarılan Terörle Mücadele Yasası’yla gazeteciler üzerindeki baskı daha da arttı, artıyor.
    - Toplumsal muhalefetin “Toplumla Mücadele Yasası” adını verdikleri TMY, “söz, eylem ve örgütlenme” özgürlüğüne doğrudan bir saldırı. İlk ve en kapsamlı uygulanışı 8 Eylül ve 21 Eylül 2006’daydı. Çok sayıda yasal gazete, dernek, sendikaya baskın düzenlendi. En son yüzlerce DTP’li gözaltına alındı. Askeri darbe dönemini aratmayan bir uygulamayla ilerici memur sendikası KESK’e baskın yapıldı, üye ve yöneticileri tutuklandı. KESK baskını bile tek başına TMY saldırısının nereye vardığını, varabileceğini gösteriyor.

    __________________
  • Önce komünistleri götürdüler!
    By on Haziran 21, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    Politik hak ve özgürlükler, bir ülkenin demokratik olup olmadığını gösteren en temel verilerdendir. Özgürlüklerin düzeyi ise muhalifler, devrimci ve sosyalistlere yönelik yaklaşımlarda açığa çıkabilir ancak. Kriter budur. Sistem karşıtlarına, sosyalistlere söz, düşünce ve eylem özgürlüğü tanımayan bir sistem, sözde özgür ve demokratik olabilir ancak.

    Türkiye bir yasaklar cumhuriyetidir. Tekçi resmi ideolojisi, kurumları ve yasaları, tarihi ve gelenekleri yasaklar üzerine kuruludur. Faşist Mussolini dönemi İtalya’sından çevrilmiş yasalar, askeri darbeler sonrası oluşturulmuş anayasalar hala yürürlüktedir. Biçimsel anlamda burjuva demokratik kurumların oluşturulduğu dönemde ise hak ve özgürlükler, kaşıkla verilirken kepçeyle geri alınmıştır. Sansür, kapatma, tutuklama, yetmediği durumda, çıplak devlet terörü, burjuva faşist düzenin tek gerçeği oldu.

    Başbakan, geçmişte yapılan bazı uygulamaları ‘faşizan’ olarak değerlendirdi. Bugün geçmişten azade midir? Faşist baskı, yasa ve yasaklar bugün de devam etmiyor mu? Yasa ve uygulamalar bireysel ve kolektif hak ve özgürlükleri mi koruyor, yoksa devleti ve egemenleri mi? İşçi sınıfı ve ezilenlere politika yapma hakkı tanınıyor mu?

    İşte, Terörle Mücadele Yasası (TMY) ve uygulamaları. TMY gerçekte toplumla mücadele yasasıdır. Anti komünist 141-142 yasalarının, ’91′de çıkarılan anti-terör yasasının bir devamıdır. Demokrasi nutuklarının en fazla atıldığı bir dönemde, 2006 yılında çıkarılmıştır. ‘AB’ye uyum’ politikalarının bir gereği olarak hak ve özgürlüklerin kısmi genişletilmesini içeren yasal düzenlemelerin de gasbı üzerine kuruludur.

    Birkaç ilde eş zamanlı operasyonlar… Avukat kısıtlaması… Dosyaya gizlilik kararı konulması ve savunma hakkının gasbı… Yılları bulan teknik takipler, binlerce saati bulan dinleme kayıtları… Polis imalatı fason belgeler… Komplolar… Tüm bunlar, TMY zorbalığının yansımalarıdır.

    Öyle ki, insanlar, dava dosyasına konulan gizlilik kararlarıyla aylarca/yıllarca ne için yargılandığını dahi bilmeden tutuklu kalınabilmektedir. Bütün polis senaryoları, hayal mahsulü suçlamalar, yetmediği durumda sahte belge imalatıyla takviye edilerek dosya haline getirilmektedir. Teknik takip denilen başta dinleme olmak üzere bir dizi yöntemle, çok sayıda ilde eş zamanlı gözaltı ve tutuklamalar furyası da, TMY’nin bir icadıdır.

    Toplumla Mücadele Yasası’nın ilk denemesi komünistler üzerinde olmuştur. 2006 8 ve 21 Eylül’de TMY’ye dayanılarak onlarca komünist gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Özgür Radyo, BEKSAV, ESP ve gazetemiz gibi onlarca kurum basılmış, bilgisayarlarına el konulmuş, çalışanları gözaltına alınmıştır. Politik kimlikleri kamuoyunca yakinen bilinen Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek, Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu, Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü Füsun Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu onlarca kişi tutuklanmıştır.

    Eylül saldırılarıyla start alan TMY terörü, şimdi yaygınlaşarak sürmektedir. Örneğin daha Mayıs başında onlarca ilde yüzlerce DTP’li gözaltına alındı, tutuklandı. DTP genel merkezi dahil, çok sayıda il ve ilçe örgütüne baskın yapıldı.

    TMY terörü, son olarak ise KESK’e dayandı. Askeri darbe dönemini aratmayan bir uygulamayla emekçi memur hareketinin yüz akı KESK’in genel merkezi ve çok sayıda şubesi polis ve jandarma tarafından basıldı, üye ve yöneticileri gözaltına alınarak tutuklandı.

    Tek başına KESK baskını bile, Toplumla Mücadele Yasası terörünün nereye vardığını görmek bakımından yeterlidir. Şimdi yeniden askeri darbe koşullarını aratmayan sıkıyönetim uygulamaları ile yüz yüzeyiz. TMY, bu faşist zorbalığın yasal dayanığıdır.

    ‘İyi şeyler’ nutuklarını, Atılım ve Günlük örneğinde olduğu gibi onurlu barış ve özgürlük isteyen gazetelerin kapatılmasının takip etmesi bundandır.
    Hak ve özgürlükler TMY terörü altındadır. İlerici, demokrat, sosyalist basın kişi, kurum ve kuruluşlar TMY terörü altındadır. TMY’ye dayandırılarak engellenmek, yasaklanmak, kapatılmak istenmektedir. Örgütlü toplum TMY terörünün hedefindedir. TMY, polis/jandarma terörünün ve keyfiliğinin yasal dayanağıdır.

    Komünistlerin yargılandığı 10 Eylül davası dördüncü yılına girerken; komplo ve sahte belgelerle tutuklanan sosyalistlerin tutuklulukları sürmektedir. 26 Haziran’da davanın yeni bir duruşması yapılacaktır.
    TMY terörünün ilk deneme tezgahı olan 10 Eylül davası sahiplenilmelidir. TMY terörünün start aldığı ilk dava olarak, 10 Eylül davası tutuklularıyla dayanışma içerisinde olmak, TMY terörüne karşı barikat örmenin etkin bir yoludur.

    “Önce komünistleri götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü komünist değildim./ Sonra sosyalistleri götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü sosyalist değildim./ Sonra sendikacıları götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü sendikacı değildim./ Sonra Yahudileri götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü Yahudi değildim./ Sonra beni götürmeye geldiler, benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

    Alman şair Pasteur Martin Niemöller’ın, uğursuz 2 Dünya Savaşı kehanetinin gerçekleşmemesi için…

  • İtalya futbolu giderek daha da endüstriyelleşiyor
    By on Haziran 21, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    İtalya Ligi Serie A’nın Lecce dışında kalan 19 kulübü, ortaklaşa aldıkları ‘tamamen duygusal’ karara göre, ligin 2010-11 sezonundan itibaren Serie B’den ayrı bir yapıya kavuşarak daha farklı bir yönetim anlayışına sahip olmasına karar verdi

    İngiltere Premier Ligi’nin ulaştığı hacmi göz önüne alarak daha yüksek bir getiriyi hedefleyen Serie A kulüp yetkilieri, ligin çıtasını yükseltmek için düğmeye bastı. İtalya Ligi Serie A’nın Lecce dışında kalan 19 kulübü, aralarında anlaşarak Serie B’den ayrılmayı kararlaştırdı. Palermo kulübünün başkanı Maurizio Zamparini’nin önceki gün gazetelere yaptığı açıklamaya göre, 1946 yılından bu yana birlikte yönetilen Serie A ile Serie B, bundan böyle ayrı kuralları olan farklı iki yapı olarak İtalya futboluna hizmet etmeye devam edecek.

    Premier Lig modeli
    1992 yılında İngiltere’de Premier Lig kurulup bu düzene geçilmişti. Bu anlayış sayesinde gelişen, geliştikçe gelirleri artan lig, özellikle 2000’lerin başıyla çıkışa geçmişti. Premier Lig, prestijli bir konuma yükselip, ‘Dünyanın En Çok Takip Edilen Ligi’ olarak anılmaya başlamıştı. Bu modelden yola çıkan İtalyanlar, eski bir gazeteci olan Maurizio Beretta’yı, bu girişimi yönetmesi için görevlendirdi. Serie A’yı yönetecek yeni kurum hakkında, La Gazzetta Dello Sport gazetesine konuşan Beretta, “Yeni Lega Serie A’yı kuruyoruz. Tatmin oldum mu? Aslında hayır ama yapılması gerekiyordu” dedi.

    Tamamen duygusal!
    Bu konuda Goal.com sitesi, ayrılığın sebeplerini şöyle belirtiyor: “Bu hareketi tam olarak anlamak için beklemeliyiz ancak olay maddiyatla ilgili. Bu karara etki eden iki unsur var. Birincisi, normalde Serie A takımları, alt liglere biraz ödeme yapmak zorunda kalıyorlardı. İkinci olarak da, Serie A takımları bir karar verirken Serie B’nin oylarına ihtiyaç duymuyor. Bu da demek oluyor ki İtalya’daki futbol, giderek endüstriyelleşiyor. Bugüne kadar her takımın oy kullanma hakkı vardı. Mesela Milan, Manchester United’ı Serie A’ya çağırmak istese, en az 20 takımdan kabul alması ve en az 40 küçük takımın da 30’undan onay alması gerekecekti. Fakat artık Serie A’ya dair kararları sadece 20 takım verecek. Bunların 10 tanesi iş odaklı kulüpler ve bu sayede diğer kulüplerin de finansal olarak daha güçlenmeleri beklenebilir.”

    Tek muhalif Lecce
    Uzun süredir Serie B kulüp yöneticileri ise gelirlerin düşük olmasından şikayet ediyor. Kazançların paylaşımında adil bir bölüşüm hedefleyen ‘küçükler’ bu oluşum sayesinde söz haklarını kaybederken, hanelerine yazılacak binlerce avrodan da mahrum kalacak. Bakalım Lecce, bir efsane olarak mı anılacak? Yoksa kaybettiklerini düşünüp pişman mı olacak?

  • Yeliz Varlı Şiirleri
    By on Haziran 14, 2009 | 3 Yorum3 Yorum  Yorum

     ”SUSKUNUZ SUS/UZ ”

    Kimi ellerini sürüyor
    Kimi gözlerini yumuyor yaşadıklarıma
    Evlere sığamıyoruz
    Öylesine büyüdü ki vücutlarımız
    Ve konuşmalarımız,
    Öyle büyüdüler ki peşi sıra
    Ne biçim sestir şu bizim dalgınlığımız
    Yere dökülen bir un sessizliği mi;
    Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
    Toparlamaya çalıştıkça
    Dümeni yalpalayan bir rüzgarız,,,,
    Konuşamadığımız her an
    Saklı kalmış hatırâlara saygımızdan
    Bu düpedüz yalan
    Kan kaybediyorz geçen her zamandan
    Ve bir gün yetmeyecek olan
    Belki yarın belki ertesi gün
    Sahiplendiğimiz ”bencillikler” olacak
    Komşu bahçenin viran olmuş kapısı eşlik edecek
    Biraz geçmişten biraz gelecek zamandan
    Susmak çareyse susuyoruz
    SUSKUNUZ
    SUS/UZ
    SUS/TUKUZ,,,,,,

    YELİZ VARLI
    13 Şubat 2009 Cuma, 12:34

    HATIRAM OLSUN,,,

    …………………………………………………………………..

    YELİZ VARLI’dan ”GEL YA DA GİT ARTIK”

    Matemidir gecenin koyu kızllığı,,,
    Karanlığı yaran ateşiyle sabretmek,,,
    Bekledikçe tükenmeyen tek sebep gelmekte olanı,,,
    Kahrolduğumu göre göre,
    Sarılınca titreyerek arkanı dönüp gitmek
    Ne kalır sonra geriye;
    Boş bir hatıra…
    Sahip olduğum devrik cümlelerim,
    Öznesi olmayan ve gerçekleştirilememiş fiilerim,,,,

    Hiçbir şey eskisi gibi değil;olamazdı da,,
    Gidişi gözlerimde biten dönüşe yer yoktu benim limanımda,,
    Dudakları nemli bir sevdayı bölüşemezdik haklısın,,
    Bu şehir sadece seninle güzel,,
    Şu yüklü bulutların içini dökmesi yakın,,
    Sonra rüzgarın savurduğu yaprakların,,
    Kocaman gölgeleriyle ezilmesine an var,,,
    Kalk gidelim yüreğim,,,
    Daha fazla pompalanmış dolaşım sistemlerine mahkum bırakamam seni. . .
    Darağaçlarında son sehpaya ben vuramam
    Celladı ben olamam titreyen şah damarlarımın,,,
    Kaldırıp atamam senin ağırlığını vücudumdan,,

    Böyle bir anda sanma ki hissizim,,
    İçim burkuluyor ama ayrılmalıyım artık,,,
    Böyle bir anda düşün ki yalnızım,,,
    Ama ne olur gel ya da git artık!

    YELİZ VARLI
    07 Ocak 2009 Çarşamba, 15:12
    HATIRAM OLSUN,,,

    …………………………………………………………………..

    ”ESRAR_I EFKAR ”

    Kol düğmeleri gibi
    Uzağız
    Eşiz aslında ve tekiz
    Biz düğmeyiz…
    İlik ilik
    Girdabında esrar_ı efkar
    Biraz kül
    Biraz duman
    Gri tonlarından
    Nasıl mı sevdam?
    Turuncuya doğru;
    Alev alev,,
    Çamaşırı ipe serip
    Rüzgara bırakmak gibi
    Karlı kayın ormanında
    Ateşi yakmak gibi
    Yaklaş;
    Avuç içime işleyen
    Sıcaklığıyla
    Buharlaş
    Düşündürsün
    Beni yine gözlerin
    Savrulsun o gülüşlerin
    Saçlarına çiçekler konsun
    Derdime dert olur
    Hayalin can içinde
    Kaybolur
    Zarlar;
    İhtimaller denizi
    Yollar;
    Silinmeyen izler gibi
    Duraklar;
    Bir saniye sonrasıyla
    Durmuş hayatlar
    Bundan kötüsü var mı?
    PASLANMAK GİBİ
    Ceylanın pınara inişi
    Çınarın kök verişi
    Dümenin geriye
    Yelkenlerin denize
    Girişi gibi
    Ters düz etti
    Devri alem
    Köstebek yuvasında
    Soranı yok
    Gizemi çok
    Esrar_ı efkar
    Yeter ki
    SEBEBİM OL,,,

    YELİZ VARLI

    09/04/09
    00:40
    HATIRAM OLSUN,,,,

1 ipucu