Logo Background

» 2009 » Haziran

  • Büyük bilim adamlarının büyük yanlışları
    By on Haziran 4, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    Büyük bilim adamlarının büyük yanlışları

     

     

    Büyük bilim adamlarının büyük yanlışları Büyük bilim adamlarının büyük yanlışları Eskiler, “dünyada doğru bilinen bir yanlışı düzeltmek kadar zor birşey yok” derler. Galiba adını oldukça duyduğumuz bu bilim adamları da aynı yanılgıya düştüler. Doğru zannettikleri birçok bilgi aslında yanlış. İşte yakından tanıdığımız o bilim adamları ve doğru zannettikleri yanlışlar!

    1-Aristo (M.Ö 384-322)

    -Uçan nesnelerin atmosfer tarafından taşındığına
    -Kalbin zekanın ve hissin merkezi olduğuna
    -Hafif nesnelerin ağır nesnelerden daha hızlı düştüğüne
    -Yaşayan canlıların herhangi bir aileye ihtiyacı olmadan birdenbire yaratılabileceğine inanıyordu
    .
    2-Leonardo Da Vinci (1452-1519)

    - Düşen nesnelerin hızının daha çok düştükçe hızlandığını zannediyordu.

    3-Galileo Galilei (1564-1642)

    - 30 yıl boyunca, ağır nesnelerin hafif nesnelerden daha hızlı olduğunu düşündü. Ta ki meşhur deneyinde gerçeği öğrenene kadar. en düştüğünde hızlanıyordu.

    4-Goethe (1749-1832)

    -Işığa ve renge ilişkin görüşleri günümüze göre tamamen yanlış olan Goethe aynı zamanda kara parçalarının okyanuslara yerleştiğini düşünen neptünizm akımını savunuyordu. Çoğu bilimadamı ise volkanizmi savunuyor

    5-Dr. Dionysius Lardner (1793-1859)

    -Buharlı geminin asla Atlantik Okyanusu’nu geçemeyeceğini çünkü asla yeterince kömür taşıyamayacağını belirtmişti. Bu düşüncesi 1839’da başarılı bir şekilde kırıldı.

    6-William Thomson (1842-1907)

    -Dünyada yaşamın 20 milyon yıl önce başladığına
    -Işığın çok çabuk elektromanyetik dalgalar yaydığına inanıyordu

    7-Simon Newcomb (1835-1909)

    -Her ne kadar Wright Kardeşler ilk kısa uçuşlarını gerçekleştirdğinde hayatta olsa da, ağır bir makinanın havada uçabileceğine inanmıyordu.

    9-Percival Lowell (1855-1916)

    - Mars’ta bulunan 500 adet kanalın haritasını çıkarmıştı ki bunlar sadece optik bir ilüzyondu.

    10-William Pickering (1858-1938)

    - Aydaki karanlık deliklerin sinek yığını ya da yaşayan küçük hayvanların yaşadığı delikler olduğuna inanıyordu!

    11-Nikola Tesla (1856-1943)

    - İnsanoğlunun nükleer enerjiye asla ulaşamayacağına inanıyordu.

  • By on Haziran 4, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    Tasavvuf ehlinin, müzik aletleri de çalınarak söylenen neşidelere uyup vecde gel melerine, raks etmelerine, dönmelerine denir. İslam Ansiklopedisi’ne göre ise; aslında “sem” kökünden, “sam” veya “sim” gibi bir mastar olup, “işitmek, duymak, dinlemek, işitilen söz, iyi şöhret ve iyi anılma, şarkı dinleme” ve nihayet, “yarı dini mahiyette çalgılı ve şarkılı ziyafet” gibi türlü manalara gelmektedir.

  • Kültür tarihi
    By on Haziran 4, 2009 | 1 Yorum1 Yorum  Yorum

    Kültür tarihi


    Kültür tarihi belirli dönemlerin, ülkelerin ya da toplulukların düşünsel ve kültürel özelliklerini inceleyen bir bilim dalıdır.

    Sözcük olarak kökeni Almanca Kulturgeschichte kavramına dayanmaktadır. Almancadan alınan bu kavram İngilizcede de “Cultural History” olarak adlandırılmıştır. Kültür tarihi çalışmaları aslında cultural studies (kültür çalışmaları) adı altına yapılan çalışmalarla benzerlik göstermektedir.

    Bu kavram ilk ortaya çıktığında daha çok minimalist anlayışla ele alınmış ve belirli nesnelerin antropoloji ve tarihin gözüyle yorumlanması olarak görülerek “kahvenin kültür tarihi”, “rakının kültür tarihi”, “patatesin kültür tarihi” gibi başlıklarla özetlenebilen alanlarda çalışmalar yapılmıştır.

    Kültür tarihi siyasi gelişmeler ve ülkeler(uluslar)-arası ilişkilerle doğrudan ilgilenmez. Bu nedenle hangi olayın hangi tarihte olduğunun bilinmesi kültür tarihi açısından çok önemli değildir.

    Aslında, kültür tarihi kavramı 18. yüzyılda ortaya çıkan Aydınlanma döneminin (Kant, Voltaire) bir ürünü olan insanlığın sürekli ileriye doğru kültürel gelişimi anlayışına dayanmaktadır. Almanya’da Romantik dönemde her tür bilinçsiz yaratıcılık kültür tarihinin bir parçası olarak görüldüğü için bu tür olgular “halk ruhu”nun bir ifadesi olarak anlaşılmıştır. Bilgilerini insan topluluklarının karşılaştırmalı kültür tarihi çalışmalarından elde eden Arnold J. Toynbee ve Oswald Spengler gibi 20. yüzyıl felsefecilerinin yaptığı çalışmalar ise kültür felsefesinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kavram, Alfred Weber tarafından kültür sosyolojisinin bir alt dalı olan düşünce tarihi doğrultusunda geliştirilmiştir.

    Kültür tarihi kavramı altında daha çok sosyolojik açıdan aile, dil, gelenekler, din, sanat ve bilim alanlarında çalışmalar yapılır. Bu nedenle kültür tarihi diğer bilim alanlardan farklı olarak “günlük kaynaklar”dan da yararlanır.

    Tarih biliminin bir alt dalı olarak kültür tarihi [değiştir]

    Ancak, son yıllarda daha bütüncül bir anlayışla kavranan kültür tarihi çalışmaları belirli bir dönemde

    Tarih biliminde kültür tarihi denilince çok farklı anlayışlarla karşılaşılmaktadır. Bunlar genel olarak iki farklı eğilimle özetlenebilir. Bazı tarihçiler “kültür tarihi” kavramı altında siyasi tarihten tamamen bağımsız olarak belirli araştırma nesnelerinin incelenmesini anlamaktadırlar. Son zamanlarda ortaya çıkan yeni eğilim ise kültür tarihi kavramını belirli nesnelerle ilişkilendirmekten özenle kaçınmaktadır. Bu “yeni” kültür tarihi anlayışında, bütün nesnelerin belirli bir bakış açısından, yani kültür tarihi açısından yorumlanması önemlidir. Böylece geleneksel kültür tarihi çalışmalarının ihmal ettiği ya da özenle kaçındığı alanlar da kültür tarihinin nesneleri arasına katılır; yani siyaset ve hukuk. Ancak, siyaset ve hukuk alanında yapılan kültür tarihi çalışmalarının odağında iletişim süreçleri yer almaktadır. Kültür tarihi açısından siyasi ve hukuksal kurumlar rasyonel olarak yapılandırılmış nesnel varlıklar değildir, bunlar iletişim aracığıyla talep, kabul ya da reddedilen iktidar isteklerinin yoğunlaşmış şekilleridir (Bkz. Jurgen Habermas). Buradaki iletişimden işaretlerin değişimi anlaşılmaktadır, ki bunun sonucu olarak özellikle imgeler, ritüeller ve törenler gibi işaretler yeni kültür tarihi çalışmalarında ilk sıralara yükselmiştir.

  • Ozan Şiar Şiirleri
    By on Haziran 2, 2009 | Yorum Yok  Yorum
    SEVGİ ZARFINA KUŞ OLSAM!
    Gökte turnalar misali
    Sevda zarfına KUŞ olsam
    Mazlumlara Güneş eli
    Zalime boran KIŞ olsam

    Nerde garip görsem, bağrım
    Cız eder ah, dinmez ağrım
    Yüzyıllara gider çağrım…
    Kerem Leyla ATAŞ olsam!

    Şiar Can aşk yele verin
    Dosta gitsin serin- serin
    Hasret çeken sevenlerin
    Gözünden akan YAŞ olsam

    Zalime boran KIŞ Olsam
    Yarına Ümit DÜŞ Olsam!
    Söz ve Müzik Ozan Şiar
    Umudun, esenliğin, türkülerin, şiirin paylaşımı adına; karanlıkların inadına!

    Ozan Şiar
  • Serkan Engin Şiirleri
    By on Haziran 2, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    Kırık Çırak (Türkçe-Rumca-Kürtçe-İngilizce)

    Kırık Çırak

    kalbimi çekiç yaptım da düzeltemedim
    hayatımın eğri büğrü kaportasını
    ezikliğini bana kusuyor ustam
    üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu

    kaynak tutmuyor heveslerim
    dünden yarına kırılmışım
    ’senin failin devlettir’ diyorlar
    ’üreme bonkörü ailen bir de’

    - sahi devlet’e nasıl gidilir abi?

    dövüyorlar düşlerimin misket mavisini
    küfre ve tütüne bulandı masumiyetim
    bir işbaşı bile almadılar
    abimin küçüklüğüdür giydiğim

    egzoz dumanı siniyor umutlarımın körpeliğine
    tebeşir tozu ağartacağına aklımı
    acının çelik dikenleri batıyor kalbime
    avuçlarım zaten nasır tarlası

    - doğru söyle abi bana yakışırdı di’mi ?
    okul önlüğü mavisiyle kırmızı sırt çantası

    Serkan Engin

    Ünlem Temmuz 2005
    2005 Şiir Yıllığı (Eski Broy Dergisi )

    ***********************************

    Το παρ?πονο του παραγιο?

    Με την καρδι? τις σφυρηλ?τησα… δεν ?φτιαξαν οι δ?πλες της ζω?ς.
    Το αφεντικ?, στα παιδικ? μου χρ?νια ξερν?ει την κακομοιρι? του.
    Η φλ?γα της συγκ?λλησης δεν πι?νει στα ?νειρ? μου… αποκομμ?να, μ?λλον
    – παρελθ?ν. ‘Το κρ?τος’ φτα?ει μου λ?νε…
    κι η οικογ?νεια, που αρ?διασε αλ?γιστα παιδι?!
    Αλ?θεια μπ?ρμπα, που βρ?σκεται ‘το κρ?τος’;
    Αλ?πητα χτυπ?ει το σφυρ? στο στρογγυλ? γαλ?ζιο των ονε?ρων.
    Πν?γουν την αθω?τητα, μεσ’ στις βρισι?ς και στα τσιγ?ρα…
    Μ?τε τουλο?μι της δουλει?ς δεν μου αγ?ρασαν,
    φορ?ω το παλι? του αδελφο? μου.
    Αντ? της κιμωλ?ας το λευκ?, το καυσα?ριο βαφε? μα?ρα τα ?νειρ? μου
    Τ’ ατσ?λινα του π?νου αγκ?θια μου τρυπ?νε την καρδι?,
    κι απ? καιρ?, κ?λοι σπαρμ?νοι στην παλ?μη…
    Πες μου αλ?θεια μπ?ρμπα:Πι?τερο δεν θα μου τα?ριαζε
    γαλ?ζια σχολικ? ποδι? και σ?κα κ?κκινη στην πλ?τη;

    Serkan Engin

    Rumca’ya çeviren: Mihail Vasiliadis

    *************************************

    Şagirtê Şkestî

    Min dilê xwe kirê çakuç jî serast nekir
    Kaporta jîyana xwe yî xahr û xûdûr
    Hostad eciqîn xwe li min vedireşê
    Zarokîya min wekî ûstûpî xerc dikir

    Hewesê min qeynax ne digirtin
    Duhû da ji sibêra şkestîm
    Dibêjin kiryarkerê te dewlet e
    Yek ji malbata te yî bonkorî hilberîn

    - Rast çawa diçin dewletê keko?

    Li xeyalê minê xarê şîn dixine
    Çêr û titûn e şêle bûn bêgunehîya min
    Dest bi karkirine ke jî ne standin
    Zarokîya bira e mine a min li xwe kirî

    Dûman a egzozê melisî ser jikele min e hêvî
    Hewcî toza gêç e spî dikê hiş êmin
    Eş a polê histirîyan di dilê minra darin
    Kefa destê min bi xwe zevî ye bizmarene

    - Ji min ra rast bêje bira, l imin dihat ne?
    Berkoşa dibistanê şîn û çente sorî piştê

    Serkan Engîn

    Kürtçe’ye Çeviren: Mehmet Caymaz
    Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi Eylül – Ekim 2009

    *********************************************

    The Broken Apprentice

    i couldn’t repair the bonnet of my life
    as i have made my heart a hammer
    my master disgorges his feeling lowly to me
    he expends my youth as oakum

    my desires couldn’t being welded anymore
    i have been broken from yesterday to tomorrow
    they say “your offender is the government”
    “and your procreation generous family”

    - really how can I go to the government my lady?

    they beat the mig blue of my dreams continuously
    my innocence has been nauseated to abuse and tobacco
    even though they didn’t buy overalls to me
    i have worn the childhood of my big brother instead of it

    the exhaust smoke reeks to the freshness of my hopes
    as the chalk dust have to whitens my mind
    the steel prickles of the pain prick to my heart
    moreover my palms are callus field

    - tell me the truth my lady, is it suitable for me
    the blue of the school uniform and a red backpack

    Serkan Engin

    İngilizce’ye Çeviren: Serkan Engin

    SERKAN ENGİN TÜM E-KİTAPLARI OKUMA VE İNDİRME LİNKİ:

    http://www.scribd.com/serkan_engin

  • Bir başka dünyanın Takımı: St. Pauli
    By on Haziran 2, 2009 | 1 Yorum1 Yorum  Yorum
    Bir başka dünyanın Takımı: St. Pauli
    Bir kulüp düşünün, 30 bin kişilik bir semtin takımı olsun, müzesinde önemli bir kupa bulunmasın, tarihinin çoğunu alt liglerde geçirsin, ama dünyanın her yerinde destekçileri olsun. İlk bakışta futbolun mantığına ters gibi görünse de, söz konusu kulüp St Pauli ise tüm bu yazdıklarımız mümkün. Almanya’nın liman kentlerinden Hamburg’da 1910 yılında kurulan St Pauli belki de dünyanın en marjinal futbol takımı. Onların ne denli sıradışı bir kitleye sahip olduklarını anlatmak için sanırız, 2007′ye kadar endüstriyel futbolun bir icadı olarak gördükleri elektronik skorborda direnmelerini ve gollerden sonra elle değiştirilen tabela skorbordlarını kullanmaya devam ettiklerini söylemek yeterli olacaktır!
    Click the image to open in full size.Halen Almanya 2. Ligi’nde mücadele eden St Pauli’yi bu denli farklı kılan şey kendisine özgü taraftar profili. Almanya’nın hemen her kulübünde Neo Nazi kökenli taraftarlara rastlanırken, dazlaklar St Pauli’nin kapısından bile geçemiyor. Zira, kulübün sempatizanlarının tamamı sol görüşlü. Hatta bu konuda anarşizme kayacak kadar da aşırı uçtalar. Bu üst kimlik, tribünlerde, ailesiyle geleni de eşcinseli de punkçısını da iş adamını da sokakta yatanı da birleştiriyor ve 90 dakikalığına her türlü farkı unutup, birlikte her şeye isyan ediyorlar.
    St Pauli taraftarının bu kemikleşmiş kimliği 80′li yılların sonunda yaşanan bir olayla iyice pekişti. Takımın kalecisi Volker Ippig, bu tarihte insani yardım amacıyla iç savaşın hüküm sürdüğü Nikaragua’ya gitti 1 yıl sonra dönünce taraftarın gözünde efsane olan kaleci takıma anarşist havayı da beraberinde taşıdı.
    1980′lerin başına kadar ortalama 1600 seyriciye maç oynayan takım, şöhretini arttırınca her maç 22 bin 500 kişilik Millerntor Stadı’nı doldurmaya başlamış. Hatta taraftarları, 2001-2002 sezonu öncesi satışa çıkarılan 10 bin kombine bileti 27 dakikada bitirecek kadar kulübe bağlı olduğunu kanıtlamış.
    Click the image to open in full size.Tribünlerindeki, Che Guevara, Marx ve Kuru Kafa posterlerinin yanı sıra m etall müzik guplarından AC/DC’nin şarkısı eşliğinde sahaya çıkan St Pauli futbolcuları, vatandaşlarımızı hedef alan Solingen Katliamı’nın ardından da Türkçe yazılmış, ‘Faşistleri siktir edin, biz hepimiz kardeşiz!’ pankartı taşımışlardı.
    İşsizin de banka müdürüyle birlikte yan yana bira içerek maç izleyebildiği St Pauli’nin bu nev-i şahsına münhasır yapısını belirleyen bir diğer faktör ise, semtin kurulu olduğu yer. Almanya’nın en büyük liman kenti Hamburg’da, denizcilerin ilk uğrak yeri olan genelevlerin bulunduğu semtten renkli bir taraftar grubu çıkmayacaktı da nereden çıkacaktı ki! Ayrıca zengin Hamburg’dan kopan ve tarih boyunca dışlanan, fakirlik ve geri kalmışlığın da etkisiyle tüm marjinal gruplara kucak açan ve Almanya’da en çok punkçıya rastlanan yerlerden biri de yine St Pauli.
    DOĞAN DURGUN

1 ipucu