Logo Background

“Bir bardak temiz su için bile sosyalizm!”

  •  

    Yaşamın kaynağı olan suyun kapitalizm koşullarında hak olmak çıkartılması ve ticarileştirilmesi şaşırtıcı olmamakla birlikte kabul edilemez. Her şeyden kâr elde etme mantığıyla hareket eden kapitalistler özellikle su sıkıntısının baş göstermesini de fırsat bilerek yaşamın kaynağı olan suyun ticaretini yapmaktadırlar. Kapitalizmin neden olduğu kuralsızlık ve aşırı kâr hırsı nedeniyle artan çevre kirliliğiyle birlikte doğal su kaynakları kullanılamaz hale gelmekte, küresel ısınmaya bağlı iklim değişimleri sonucu kuraklık oranı artmaktadır. Ayrıca su kaynaklarının azalması yanında artan nüfus oranıyla birlikte düşünüldüğünde su sıkıntısı büyük bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. 20. yüzyılda dünya nüfusunun 19. yüzyıla oranla 3 kat, su kaynaklarının tüketiminin ise 6 kat arttığı ifade edilirken, kapitalizmden kaynaklı azalan ve kirletilen su kaynaklarına rağmen su tüketiminin özellikle son 50 yılda çarpıcı bir şekilde arttığı belirtilmektedir. Tabii ki “su sıkıntısı” sorunundan birinci derecede sorumlu olan kapitalistler sorunu çözmek yerine bu sorundan nasıl kâr elde edeceklerini hesaplamaktadırlar. Her şey serbest piyasanın kurallarına göre hesaplanmakta, su kaynakları ne kadar azalırsa su fiyatları da o kadar yükselmekte ve böylelikle sektör büyümektedir. Dünyada kişi başına düşen su tüketim oranının yılda ortalama 800 m3 civarında olduğu düşünülüre kapitalistlerin iştahını kabartan tablo daha iyi anlaşılır olmaktadır. Sözde “su sorunlarına çözüm bulmak” amacıyla ama esasta piyasacı yaklaşımları konuşmak üzereher üç yılda bir düzenlenen 5. Dünya Su Forumu 16-22 Mart tarihleri arasında toplanıyor. Merkezi Marsilya’da olan Dünya Su Konseyi’nin ”Farklılıkların Suda Yakınlaşması” ana teması ile düzenlediği bu forum 110 kadar ülkenin katılımıyla gerçekleşecek. Su üzerinden yapılan kirli hesapların üst düzey yetkililerce tartışılacak olan Dünya Su Forumuna ilk defa 15 devlet başkanının da katılması bekleniyor. Görüldüğü üzere sermaye çevreleri bu konuya oldukça önem vermektedir. Çünkü bu forum sonucunda temel hedefi gaz, elektrik, ulaşım gibi kamu hizmetlerinde yaşananlara paralel şekilde suyun üretimini, depolanmasını (barajları) ve dağıtımını; yani su ile ilgili tüm hizmetleri sermayeye devretmenin yolları planlanacaktır. Bu nedenle 5. Dünya Su Forumu’na çok uluslu şirketlerle içiçe bir şekilde AKP hükümeti, AKP’li belediyeler, bürokratları ve bazı büyük yapı-inşaat şirketleri büyük önem vererek hazırlandılar. Kuşkusuz ki tüm bu çalışmalar GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) çerçevesinde gerçekleşmektedir. Dünyada, 1,5 milyar insan temiz içme suyundan yoksunken, 3 milyar kişi kanalizasyonsuz yaşıyorken ve her gün 35 bin kişi bu yüzden yaşamını yitiriyorken, bu gerçekler bu forumun gündeminde bile değildir. “Modern” dünyada insanların temiz ve güvenilir içme suyundan yoksun bir halde yaşadığı gerçeği tabii ki kapitalistleri ilgilendirmiyor. Onlar ancak “güvenilir” içme suyunu satma derdindedir. İnsanların güvenilir içme suyundan yoksun bırakmakta sonrada onlara temiz su satmaktadırlar. Bu anlamda şişeleme su pazarı hızla büyüyor. Dünyada şişe suyu tüketimi her yıl %7 artarken, Türkiye’de bu sektör % 20 büyümüştür. Ve su kaynakları azaldıkça içme suyu fiyatları da giderek yükseleceği için geleceğin büyüyen bu sektöründe söz sahibi olmak sermaye çevreleri için büyük önem arz etmektedir. Sorunun kaynağı olanlar çözümün bir parçası olamazlar! Dünyadaki tüm doğal kaynaklar için olduğu gibi su da kapitalizmin kâr ve sömürü politikaları sonucu hızla tükenmekte ya da kullanılamaz hale gelmektedir. Dünyada oldukça ciddi bir su sıkıntısı vardır. Konuyla ilgili yapılan değerlendirmelerde 2025 yılında dünya nüfusunun üçte birinin şiddetli derecede su sıkıntısı çekeceği ifade edilmektedir.Bu gerçek orta yerde duruyorken sorunun önüne geçebilmek için hiç bir çaba harcanmıyor. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi onlar bu durumdan nasıl kârlı çıkacaklarının hesabını yapıyorlar. Dünya Su Konseyi Başkanı Fauchon şu andaki su kıtlığının, çoğunlukla altyapı bozukluğu, bürokrasi, yetersiz kurumsallaşma olduğunu ifade ederek kapitalizmi aklıyor ve suyun özelleştirilmesine gerekçe yaratıyor. Kapitalizm koşullarında gelişen teknolojik imkânları düşündüğümüzde evsel ve endüstriyel atıklar sonucu oluşan su kirliliğinin önüne geçilebilecek önlemler oldukça basittir ancak uygulamada bunlar oldukça sınırlıdır. Örneğin Türkiye’de arıtma tesisine sahip işletmeler sadece yüzde 9 oranındadır. Organize sanayi bölgelerinden sadece yüzde 14’ünde arıtma tesisi bulunmaktadır. Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller içeren atık suların sadece yüzde 22’si arıtılmaktadır. Görüldüğü üzere kapitalistler artırma işini gereksiz bir masraf olarak görmektedir. Evsel atıklar konusu da oldukça vahim boyutlardadır. 3215 belediyeden 141’nin belediyede kanalizasyon sistemi mevcuttur ve bunun da sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile kanalizasyon sularının yüzde 98.67’si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır. Bir litre atık suyun, sekiz litre tatlı suyu kirlettiği bilimsel bir veriyken sorunun ciddiyeti ortadadır. Son 40 yılda 1.3 milyon hektar sulak alanın ekolojik ve ekonomik işlevini yitirdiği ifade edilmektedir. Sonuçta Türkiye`de son 20 yılda kişi başına düşen su miktarı 4 bin metreküpten, bin 430 metreküpe düşerek ülke su fakiri haline getirilmiştir. Dünya standartlarına göre bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için ise kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8 bin – 10 bin metreküp olmalıdır. Suyun piyasa malı haline getirilmek istenmesine karşı çeşitli eylemler yapılmakta ve su sorununun çözümüne dair alternatif çalışmalar düzenlenmektedir. Oysa sermaye bu konuya çok önem vermekte ve en ufak muhalif sese bile tahammül etmemektedir. O kadar pervasızdır ki Dünya Su Forumu’na karşı yapılan eylemlere saldırmıştır. Sermaye devleti bu saldırgan yüzünü gizlemeye gerek bile duymazken 22 Mart Dünya Su Günü vesilesiyle de ikiyüzlü açıklamalar yapmaktan geri durmayacaktır. Doğayı geri dönüşümsüz bir şekilde yıkıma götüren, yaşamın kaynağı olan suyu satılığa çıkararak yaşam hakkımıza saldıran kapitalizme karşı mücadelenin önemi ortadadır. Ancak bu mücadelenin hedefine emperyalist kapitalizmi koyarak ve sosyalizm mücadelesine bağlanarak başarıyla ulaşabileceği unutulmamalıdır. Açıktır ki, bu mücadele bize “su” kadar gereklidir!

    Bir önceki yazımız olan 3′üncü köprüye karşı insan zinciri başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

    Benzer Konular

Yorum Yapin

1 ipucu