Logo Background

Devrimcileri karalama sendromu

  • Tarihçi Ayşe Hür, 21 Şubat tarihli Taraf’taki sayfasında “Entelektüel, Münevver, Aydın” yazısında, Türkiye’de aydınların tarihsel olarak “devlet nasıl kurtulur” anlayışıyla hareket ettiklerini işliyordu. Yeni Osmanlıcı, İttihat ve Terakkici ve Kemalist aydınların “devlet nasıl kurtulur” anlayışını temel bir görüş olarak benimsemekle diktatörlüklere yol açan hareketleri desteklediklerini sergiliyor. Tarih bilinci edinmeye katkıda bulunuyor. Çok sayıda yazısında İttihat Terakkici ve Kemalist diktatörlüklerin gerçekliklerini işlemekle tarih bilinci edinilmesine hizmet ettiğini vurgulamalıyız.

    Ayşe Hür, söz konusu yazısında, Milli Demokratik Devrim (MDD) Hareketi’nde, “devlet nasıl kurtulur” fikrinin var olduğunu, bunun ’71 devrimci hareketini de etkilediğini şu sözlerle belirtmeyi ihmal etmiyor;

    “MDD tezlerinden birine göre, 1945′ten sonra çok partili yaşama geçilmesiyle vücut bulan antiemparyalist ‘karşıdevrim’ söz konusuydu. MDD’ciler işte bu kötü gidişi durdurduğu için 27 Mayısçılara sempati duyuyorlardı.

    MDD geleneğinin, 1960′ların ünlü gençlik örgütü Dev-Genç’i etkilediğini, 1970′ten itibaren ortaya çıkan Mahir Çayan ve arkadaşları (THKP-C), Deniz Gezmiş ve arkadaşları (THKO), İbrahim Kaypakkaya (TKP/ML-TİKKO) gibi grup ve örgütlerin MDD’den doğduğunu düşünürsek, günümüzde kendisine sol aydın diyenlerin bile (elbette istisnaları var) en önemli sorunsalının “devlet nasıl kurtulur?” olmasına ve devleti kurtarmak için halka değil de asker-sivil bürokrasiye güvenmelerine şaşırmamak gerekir.”

    Reformcu cuntaya veya AKP-TÜSİAD’a bel bağlamak

    A. Hür’ün “devleti kurtarmak” fikrine, MDD Hareketi’nin sahip olduğunu ileri sürmesi gerçeği yansıtmıyor. ’71 devrimci hareketinin aynı görüşün etkisi altında olduğu tespiti ise gerçeğin bilinçlice çarpıtılmasıdır.

    MDD Hareketi, burjuva çok partili rejime 1946′da geçişi karşı devrim olarak niteliyordu. Bu bakımdan Kemalizmin ideolojik etkisi altındaydı.

    Fakat MDD Hareketi’nin bu yanılgısı, önceli olan Şefik Hüsnü TKP’sinden gelmiyordu. Çünkü Şefik Hüsnü, Kürt ayaklanmalarının ezilmelerini değerlendirmesindeki vahim hatasına, başlangıcında Kemalistlere ilişkin iyimser uzlaşıcılığına rağmen, onu burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin faşist diktatörlüğü olmakla itham ediyordu. Bu diktatörlüğün, 1946 sonrası burjuva çok partili rejim biçiminde devam ettiği görüşüne sahipti.

    1960′lı yıllarda, Şefik Hüsnü TKP’sinin devamı olan Mihri Belli ve arkadaşları MDD Hareketi’ni geliştirdiler.

    MDD Hareketi liderleri, on yıllar boyunca Kemalist ve DP diktatörlüklerinin yasak-işkence-zindan baskısı altında sosyalist hareketi geliştiremedikten sonra, ’60′lı yılların dünya ve Türkiye koşullarından etkilenerek teori ve stratejiye ilişkin görüşler şekillendirdiler.

    ’60′lı yıllar, yeni sömürge pek çok ülkede kısmi antiemperyalist niteliğe sahip milliyetçi hareketlerin askeri darbeler yoluyla ve antisömürgeci kurtuluş mücadeleleriyle iktidara geldikleri yıllardı (Nasır, Suriye Baasçıları, Endonezya’da Sukarno vb). Bunlardan bazıları (Sukarno) komünistlerle ittifak içinde olmuşlardı.

    Ayrıca, yeni sömürge ülkelerin büyük çoğunluğunu ve devam eden sömürgeleri kaplayan halk kitlelerinin yükselen barışçı ve silahlı devrimci mücadele dalgası gelişiyordu. Küba, devrimci zafere ulaşmıştı.

    Sovyetler Birliği, antisömürgeci kurtuluş hareketlerini, yeni sömürgelerde milliyetçi darbeleri ABD emperyalistlerine ve işbirlikçilerine karşı destekliyordu. Kruşçev-Brejnev modern revizyonizmi, bu ülkelerde “kapitalist olmayan yoldan sosyalizme geçiş” teorisiyle, iktidara gelen milliyetçi hareketlerin ulusallaştırma/ devletleştirme politikasını, sosyalizm olarak sunuyor veya sosyalizme bu yolla geçişi öngörüyordu.

    Bu dünya koşullarında ve 27 Mayıs darbecilerinin hazırlattığı 1961 Anayasası’nın kısmi demokratik haklar tanıdığı Türkiye ortamında, MDD Hareketi, Doğan Avcıoğlu/sol reformcu cunta hareketini temel ittifak gücü olarak alıyor ve destekliyordu. Kitle hareketini geliştirmeyi, sol reformcu cuntanın iktidara gelmesine yedekliyordu. Olası bu iktidar altında, daha geniş demokratik özgürlükler elde edilerek geliştirilecek işçi-köylü örgütlenmesine dayanılarak ve iktisadi alanda devletleştirmelerden yararlanılarak sosyalizme geçişi öngörüyordu.

    MDD Hareketi bu stratejisi için teorisini önceki Şefik Hüsnü TKP’sinden daha geriye çekti ve Kemalizm övgüsünü yükseltti.

    Milli Demokratik Devrim’in ikinci Kuvayi Milliye mücadelesi olduğu ajitasyonu; “1946 karşı devrimdir” ve Kemalizmin ve “asker-sivil aydın zümre”nin tarihsel ilericiliği tezi; partileşmekten ve “devrimci milliyetçi” reformcu cuntayı ürkütmekten kaçınma pratiği, bu MDD stratejisine uygun olarak geliştirildiler. MDD Hareketi’nin sosyalizme geçiş teorisi ve stratejisi; gerçekte mevcut devleti demokratikleştirerek sosyalizm yolunu açma iddiasındaydı.

    Sol reformcu 9 Mart cuntası, ABD’ci 12 Mart faşist cuntası tarafından tasfiye edildi.

    MDD Hareketi ise 12 Mart darbesinden önce aşıldı, ’71 devrimci hareketi’ MDD Hareketi’nden devrimci kopuş gerçekleştirdi. 12 Mart faşizmine karşı savaşarak yenildi.

    Vurgulamak gerekir ki, MDD Hareketi’nin lideri Mihri Belli, sonraki süreçte 12 Mart ve 12 Eylül askeri faşist diktatörlüklerine ve parlamenter maskeli faşist rejimlere karşı, halk hareketlerinin yanında olmuş, “asker-sivil aydın zümre”den demokrasi beklememiştir.

    ’71 devrimci hareketi ‘halkın’ devletini kurmak için savaştı

    A. Hür, ’71 devrimci hareketi’ni “devlet kurtarmak” fikrinin etkisinde göstermekle gerçekten de ona kara çalmaktadır.

    A. Hür’ün göstermek istediğinin tersine, ’71 devrimci hareketi’nin liderlerinden olan Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya, MDD ve Perinçek hareketlerini, reformcu milliyetçi cuntaya bal bağlamakla eleştirip, halka güvenen bir devrimci kopuşla ortaya çıktılar. Kaypakkaya, yakın tarihe yaklaşımda daha ileri giderek Kemalist diktatörlüğü militarizme dayanan faşist bir rejim olarak tanımladı.

    Mahir, Deniz ve İbrahim’in önderliğindeki ’71 devrimci hareketinin ortak karakteristik niteliği; militarist burjuva devlet aygıtını yıkmak, sömürülen ve ezilen kitlelerin yeni bir devletini kurmak amacıydı. ’71 devrimci hareketinin liderleri, bu amaç için halk kitlelerini seferber edeceklerine inandılar ve güvendiler. Hedefledikleri emekçilerin devletini nihai olarak devletsizliğe bağlayan perspektife bu liderler sahiptiler.

    Çayan’ın “oligarşik devlete”, Kaypakkaya’nın “komprador burjuvazi ve toprak ağaları devleti”ne, Deniz’lerin “işbirlikçi burjuva devlete” karşı, “demokratik halk devleti”ni kurmak için can bedeli halk savaşçılıklarının iki temel nedeni vardı: Kötünün iyisi hiçbir burjuva alternatife bel bağlamaksızın halk kitlelerine tutkuyla güvenmek ve Marksist teoriye inanmak!

    ’71 devrimci hareketi başarıya ulaşamadıysa da Türkiye tarihinin en büyük halk eylemliliğini geliştiren devrimci hareketi yarattı. ’71 devrimci hareketi ve ardılları, burjuva devleti yıkmak için ve faşist çetelere karşı mücadele ettiler, halkı seferber ettiler.

    12 Eylül yenilgisi ve sosyalizmin dünya çapındaki yenilgisi, sosyalist hareketin içindeki zayıf unsurları ve halkın zorlu mücadelesinden kaçınmış sol aydınları iki yana savurdu: Ergenekoncu cunta ile AKP-TÜSİAD kliklerinden birine bağlanma.

    Komünist ve devrimci hareket, az güçle kalsa da ağır koşullarda can bedeli bir mücadeleyi devlete karşı sürdürdü.

    Şimdiden sonra da sürdürecek. Bu çizgisinde temel rol oynayan da, Mahir, Deniz, İbrahimlerin inandıkları gibi halka güvenmeyi tek yol gören inançları ve Marksist düşüncedir.

    A. Hür, ’71 devrimci hareketi’ne kara çalarken, nesnel tarihçiliğe bağlı kalamayacak denli burjuvaziye yamanan bir tavra da düşmüş oluyor.

    Devrimciler, A. Hür’ün iddia ettiği gibi Stockholm Sendromu’na yakalanmayacak kadar deneyim ve bilgi birikimine sahiptirler. Ama A. Hür ve liberal kafadarları, devrimcilere kara çalacak kadar yalan sendromundan muzdariptirler.

    Bir önceki yazımız olan “Bir bardak temiz su için bile sosyalizm!” başlıklı makalemizde daktilo, devim ve devrim hakkında bilgiler verilmektedir.

    Random Posts

  1. #1 prometheus
    Nisan 17, 2010 pm30 00:17

    en basitinden en karmaşığına doğru bir hareket işte türkiye tarihi ve tdh bu temel üzerine kurulu olmuştur.1920 lerde askeri tayfayla gercekleştirldiği zannedilen burjuva devrimi sadece siyasi değişimdir. toplum nezdinde kabul görmemiş ve toplum ihtiyaçlarını karşılamamıştır…(‘71 devrimci hareketi ‘halkın’ devletini kurmak için savaştı) Yılların üstünde biriktirdiği ekonomik kültürel ve siyasi baskı ya en gerçekçi cevap kızılderede verilmiştir halk tabakalarını teker teker sarsmış ve zamanla mücadelenin içine çekmiştir.

    Post ReplyPost Reply
  2. #2 ibrahimeren
    Nisan 17, 2010 pm30 17:37

    Devrimcileri karalamak birgün değil hergün devlet tarafından organize hale getirilen bir olay biz kimin ne halt olduğunu biliriz…

    Siteniz güzel olmuş teknik bir sorun yaşarsanız her zaman sizlere destek vermek isterim.mesene@burayakadar.org adresinden ulaşabilirsiniz.

    Post ReplyPost Reply
  3. #3 Orak
    Nisan 18, 2010 pm30 04:37

    desteğiniz için teşekkürler emektardaktilo@hotmail.com adresinden iletişim kurabiliriz. sevgilerle

    Post ReplyPost Reply
Yorum Yapin

1 ipucu