Logo Background

Hapisler, Sürgünler Başaramadı ! YILMAZ GÜNEY’i Unutmadık Unutturmayacağız

  • daktilo dergisiYeşilçam’ın mutlu sonlarına inat onun öyküleri ve filmleri hep gerçek sonlarıyla bitti. Filmlerde avrupai yüz hatlarıyla hep güzeldi, hep yakışıklıydı iyiler. Ayhan Işıklar, Türkan Şoraylar, Ediz Hunlar… Onun makaralarda akıp giden minik kareleri ise bize iyilerin bakımlı tırnakları, buğulu bakışları ve bizi yaşadığımız kulübelerden alıp saraylarda yaşatacak yufka yürekli amcalar olmadığını gösterdi. Tutmaz denen filmleri rekorlar kırdı. Yurt içinde ve dışında ödüllere doyamadı. Herkes kendisinden bir şey buldu onun karakterlerinde; Cabbar’da, Azem’de, Şivan’da… Herkes onu kendinden bildi, bir oyuncu ve yönetmen olarak yaratabildiği bu bağ Türkiye için şaşırtıcı bir olaydı… Şaşırtıcı mıydı? Herkesin onu kendinden bilmesi bir rastlantı mıydı yoksa o zaten herkesten biri miydi?
    Köylü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Yılmaz Güney babasının annesi üzerine kuma getirmesinden dolayı küçük yaşta kızkardeşiyle birlikte evden ayrılmış, yedi yaşından itibaren çalışmak zorunda kalmıştır. Okumaya aç bir çocuktur ve çevresinde olup bitenlere karşı ortaokul çağlarından beri duyarsız kalmamıştır. Komünizm düşüncesiyle tanışmadan önce yazdığı öykülerden de bu anlaşılıyor. Hayatta bir şeylerin ters gittiğinin farkındadır, bundan dolayı liseye giderken yazdığı öyküleri okulun duvar gazetesinde yayımlanmaz. (Bir öyküsünde doktora verecek parası olmayan bir köylünün doktora tavuk götürmesini ve doktorla aralarında geçen diyoloğu işlemiştir, bunu okul nasıl kabul edebilir?) Öykülerini Adana, Mersin ve İstanbul’da basılan dergilere göndermeye başlar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi sol görüşe sahip dergilerde öykülerinden birkaçı yayımlanır. Bunun ardından okuldaki arkadaşları ona Hikayeci Yılmaz adını takarlar. Bu dönemlerde sinemada çalışmaya başlar ve sinema ile arasında özel bir bağ kurulur. Lisenin ardından Ankara’da hukuk okumaya başlar. Ancak Ankara’da iş bulamaz ve sinemadan uzak kalır. Bunun üzerine Adana’ya geri döner ve üniversite sınavına tekrar hazırlanıp İstanbul İktisat’ı kazanır. 13 yaşından beri Dar Filmciliğin Adana şubesinde çalıştığı ve orada başarılı bir performans gösterdiği için halen Beyoğlu’nda varolan Dar Filmin İstanbul’daki çalışmalarının içerisinde yer almasına izin verilir. Orada Atıf Yılmaz’la tanışır ve Atıf Yılmaz’ın Dar Film için çekeceği filmlerden birinde onun yardımcılığını yapar. Güney, artık sektörün içinde yer almaya başlamıştır…
    Çığırtkanlıkla başlayan sinema serüveninin devamı malum.
    Çok iyi bir gözlemciydi Yılmaz Güney. Zor geçen çocukluk ve gençlik yılları boyunca böylece pek çok şey biriktirdi. İnsanları anlamak zor değildi, zor yaşamları zaten biliyordu, zor yaşamıştı ve şimdi elinde bunların nedenlerini irdeleyecek malzeme vardı. O da beyaz perdeyi halktan yana renklendirdi.
    Yılmaz Güney komünist bir sanatçıdır. Kırk yedi yıllık yaşamının toplam on bir yılı hapishanede ve iki buçuk yılı da yurtdışında geçmiştir. Üretken sanatçımız hapishaneden izinli olarak çıktığı günlerde bir film çekmiş, hapishanedeyken film senaryoları yazmaya devam etmiş bir de romana imzasını atmıştır. Sürekli okumuş, hapishanede geçirdiği dönemler onun büyük birikimler elde etmesini sağlamış, çıktığında da mücadelesine kaldığı yerden devam etmiştir. Sineması bu olanlar karşısında düşüncelerinden ödün vermemiştir. Onu anarken onu sadece sinemacı yönüyle ele alıp da siyasi yönünün içini boşaltmaya çalışanların bu çabası anlamsızdır. Yılmaz Güney’in filmleri kendisinin, aslında tüm halkın yaşadıkları ile düşüncelerinin toplamının ürünüdür. Yılmaz Güney hakkında konuşmak o dönemin Türkiye siyaseti ve Türkiye’deki belirli direniş geleneği üzerinde konuşmak demektir. Yılmaz Güney’i anmak halkı anmaktır. Onu ölümsüz kılan da halka halkı anlatması olmuştur.

    Şimdi 73 yaşındasın. Unutmadık.

    DAKTİLO DERGİSİ

    emektardaktilo@hotmail.com

    Bir önceki yazımız olan Psikolojik Kaos Yumağı başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

    Random Posts

Yorum Yapin

1 ipucu