Logo Background
  • Göktepe Ödülleri’ni kazananlar belli oldu
    By on Mart 29, 2010 | Yorum Yok  Yorum


    Click the image to open in full size.

    Gazetemiz muhabiri Metin Göktepe’nin anısını yaşatmayı ve gazetecileri halkı doğru bilgilendiren gazetecilik tarzı açısından teşvik etmeyi amaçlayan Geleneksel Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nin bu yıl düzenlenen 13’üncüsünde, ödül kazananlar belli oldu.
    Yazılı Haber ödülünü, “Silopi’ye Buğday Satmaya Gitti, Kemikleri 14 Yıl Sonra Elazığ’da Bulundu” başlıklı haberiyle Melik Duvak, Görüntülü Haber ödülünü “Mahmur Mülteci Kampı: Geri Dönüşler Sürecek mi?” başlıklı haberiyle Mete Çubukçu kazandı. Fotoğraf ödülünü Sedat Suna kazanırken, Yerel Gazetecilik ödülünü ise Fakir Yılmaz kazandı.
    Geleneksel Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nin, bu yıl düzenlenen 13’üncü yarışmasında ödül kazananlar belli oldu.
    BİRİNCİLİK KAYIP VE MAHMUR HABERLERİNE
    Nazım Alpman, Belma Akçura, İbrahim Aydın, Hüseyin Aykol, Celal Başlangıç, Murat Çelikkan, Orhan Erinç, Ragıp Duran, Fikret İlkiz, Kemal Kök, Fatih Polat, Derya Sazak, Şükran Soner ve Ferai Tınç’tan oluşan ödül jürisi, Yazılı Haber ödülüne Melik Duvaklı’nın 14 Nisan 2009 günü Zaman gazetesinde yayınlanan “Silopi’ye Buğday Satmaya Gitti, Kemikleri 14 Yıl Sonra Elazığ’da Bulundu” başlıklı haberini değer buldu.
    Gazeteci Duvaklı, 1994 yılında Silopi’den kaçırılan Hasan Ergül’ün mezarının bulunuşunu 14 Nisan 2009’da, mezarın açılışı ve DNA testi için örnek alınmasını 15 Nisan 2009’da, kesinleşmiş DNA sonucunu ise 22 Nisan 2009’da haberleştirdi.
    İsmail Saymaz ise 1 Aralık 2009 tarihinde Radikal gazetesinde yayımlanan ‘Gel De Çık İşin İçinden’ başlıklı haberiyle Yazılı Haber dalında jüri özel ödülüne değer bulundu. Haberde, “Erzurum özel yetkili savcısıyla Erzincan savcısının çekişmesi kafa karıştırıyor; üç asker, cemaat soruşturmasında savcıya bilgi verdikleri, yani görev yaptıkları için tutuklanmış gibi görünüyor” deniliyor.
    Görüntülü Haber ödülünü ise Mete Çubukçu, “Mahmur Mülteci Kampı: Geri Dönüşler Sürecek mi?” başlıklı haberiyle kazandı. Mahmur Mülteci Kampı’nı ayrıntılarıyla gündeme getiren haber, Mete Çubukçu’nun haber müdürü olarak görev yaptığı NTV’de 2 Aralık 2009 tarihinde yayımlandı.
    CNN Türk Televizyonu’nda belgesel bölümünde çalışan Günel Cantak ise Türkiye’nin yakın tarihine gazeteci suikastları çerçevesinde bakan ve 5 bölümden oluşan ‘Duvar’ isimli belgeseli ile jüri özel ödülüne değer bulundu. Belgesel, Türkiye’de gazeteci suikastlarının 100. yılında, İnsan Hakları Haftası’nda Gençİz ile İZ TV’de yayınlandı.
    FOTOĞRAF BİLGE KÖYÜ VE TEKEL’E
    Fotoğraf ödülünü, 5 Mayıs 2009 tarihli “Bilge Köyü Katliamı” ve 7 Ekim 2009 tarihli “Polisin IMF Şaşkınlığı” adlı fotoğraflarıyla, Habertürk Gazetesi Muhabiri Sedat Suna kazandı.
    Selahattin Sönmez ise 17 Aralık 2009 tarihinde TEKEL işçilerine Abdi İpekçi Parkı’ndaki polis müdahalesini görüntüleyen “Göz Yaşartan Direniş” başlıklı seri fotoğraflarıyla, jüri özel ödülüne değer bulundu. Sönmez’in fotoğrafları, Reuters imzasıyla 18 Aralık 2009 tarihli Habertürk, Milliyet ve Vatan gazetelerinde yayımlanmıştı.
    Yerel Gazetecilik ödülünü ise Fakir Yılmaz, Ardahan’da dayanıklı olmadığı gerekçesiyle boşaltılan 23 Şubat İlköğretim Okulu’nun, daha sonra Halk Eğitim Merkezi olmasını konu alan haberiyle kazandı. Yılmaz’ın haberi, yerel basın organları yanında ulusal basında da yer bulmuştu.
    Kazananlara ödülleri, Gazeteci Metin Göktepe’nin doğum yıl dönümü olan 10 Nisan 2010 tarihinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Cağaloğlu’ndaki binasında düzenlenecek törenle verilecek. (İstanbul/EVRENSEL)

  • İsveç’in ‘korsanlarından’ Türk dostlarına destek sözü!
    By on Haziran 21, 2009 | Yorum Yok  Yorum

    İsveç’in ‘korsanlarından’ Türk dostlarına destek sözü!

    EMRE BALIKÇI

    güncellenme zamanı  22.6.2009

     

    Bu ay başında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından aşırı sağ partilerin gücünü önemli ölçüde artırması dışında, telif hakları ve patent konularındaki muhalif tutumuyla genç seçmenin desteğini alan İsveç’teki Korsan Parti’nin (Piratpartiet) yüzde 7.1’lik bir oy oranına ulaşarak meclise bir milletvekili göndermeye hak kazanması da çok konuşuldu.
    Bazılarınca siyaseti apolitikleştirmekle suçlanan, bazılarınca da somut vaatlerle Avrupa siyasetine yeni bir soluk getireceği ileri sürülerek övülen Korsan Parti’nin Basın Sekreteri Marcus Schober  Milliyet’in sorularını yanıtladı. 

    2006’da partinizi kurduğunuzda, bir gün AP’ye bir milletvekili gönderecek  kadar başarılı olmayı bekliyor muydunuz?
    - 2006’da katıldığımız ilk seçimlerdeki hayal kırıklığımıza rağmen partiyi genişletmeye devam ettik ve 2009’a geldiğimizde güçlü bir tabana sahip hale geldik. Mayısta ünlü “Pirate Bay” kararından kısa bir süre sonra medyada yer alan çalışmalar destek oranımızın yüzde 5.8’den 8.5’e kadar çıktığını gösteriyordu ve bunu başarabileceğimizden oldukça emindik. 

    Tüm dünyada 23 kardeş partiniz ve bu partilerle iletişim ve dayanışmanızı geliştirmek için geniş bir ağınız var. Yakın bir zamanda Türkiye’de de bir Korsan Parti’nin kurulabileceğini düşünüyor musunuz?
    - Bunu kesinlikle ümit ediyoruz ve eğer bu gerçekleşirse bu partiye tam desteğimizi veririz. Bu doğrultuda gösterilecek çabalar için en iyisini dileriz. 

    AP’de, telif hakları ve internet özgürlüğü gibi konulardan çok daha kapsamlı sorunlarla muhatap olmak durumunda kalacaksınız. Bu durumda pozisyonunuz ne olacak?
    - Parti programımızda yer verilmeyen konularda, bizim görüşlerimizi destekleme sözü veren ve bu sözü tutan partilerle birlikte hareket edeceğiz. Şu anda görünen, büyük ihtimalle liberal ve çevreci gruplarla hareket edeceğiz. Bunu yakın bir zamanda tüm dünya öğrenecek.

    Türkiye’nin AB üyeliği hakkında  ne düşünüyorsunuz?
    - Bu konuda parti olarak resmi bir görüşümüz yok ve Türkiye’nin tam üyeliğini ne onaylıyoruz ve ne de bu sürece muhalefet ediyoruz.  

    Listede yazar da vardı
    AP seçimlerinde herhangi bir yazar, şarkıcı ya da müzik yapımcısının sizin için oy kullandığına inanıyor musunuz?
    Seçim kampanyasında bizi destekleyen birçok yazar, şarkıcı ve müzisyen oldu, hatta oldukça başarılı bir yazar olan Anna Troberg aday listemize dördüncü sıradan girdi. Bu, telif hakları dışında demokrasi ve özel yaşama hakkı gibi temel kurumları savunmamızla da ilgili.

    İleride tüm telif haklarının kaldırıldığını kabul edelim. Bu durumda partiniz kendini fes mi edecek?
    - Bunu zaman gösterecek ancak bizim hedefimiz görüşlerimizi yaymak, asli amacımız partinin kendisi değil, parti sadece bir amaç.

  • Dikili’de suya şok zam: 10 ton 1 kuruş
    By on Haziran 6, 2009 | Yorum Yok  Yorum
     
    Foto: Dikili'de suya şok zam: 10 ton 1 kuruş

    İZMİR (06.06.2009)- İzmir’in Dikili ilçesinde 10 tona kadar harcanan sudan ücret almadığı için hakkında dava açılan Belediye Başkanı Osman Özgüven, zam yaptı! Özgüven “Büyük zam yapıyoruz” dedi, 10 ton suyun fiyatının 1 kuruş olarak belirlendiğini açıkladı.

    Halkçı belediyecilik uygulamalarına imza atan Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, hakkında dava açılması nedeniyle su fiyatında artışa gitti. Artık Dikili’de 10 tona kadar su ücretsiz değil. Ancak sadece 1 kuruş.

    Belediye Başkanı Osman Özgüven, 10 tona kadar suyu ücretsiz verdiklerini, 11. tondan itibaren ücret almaya başladıklarını hatırlattı. “Ancak yasa gereği belediyeler ürettikleri mal ve hizmetlerden ücret almak zorundalar. Suyu ücretsiz verdiğimiz için, bu yasa çerçevesinde Dikili Asliye Ceza Mahkemesi‘nde yargılanıyoruz. Suyun da bir insan hakkı, yaşam hakkı olduğunu düşünüyoruz ve kesinlikle satılmaması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda ceza alırsam, bu cezayı gururla taşırım” dedi. Yargılama nedeniyle suya zam kararı alındığını kaydeden Özgüven, “Dün belediye meclisimizde konuyu görüştük. Yasalar karşısında 10 tona kadar su kullananlara ücret belirlemek zorunda kaldık . 10 tona kadar sudan 1 kuruş ücret almaya karar verdik. Uygulama hemen başlıyor. Belediyeler ticarethane olarak görülmemeli. Biz bu zihniyete karşıyız” dedi.

    Dikili’de halktan yana bazı hizmetler de şöyle: Şehir içi ulaşım ücretsiz. Evden okula, okulda eve ücretsiz öğrenci servisleri çalışıyor. Belediyeye ait sağlık merkezinde muayene 1 YTL, röntgen çektirme 6 YTL, parası olmayandan ise ücret alınmıyor. Belediyeye ait ekmek fırını ilçedeki en ucuz ekmeği satıyor. Ve ucuz jeotermal enerji hizmeti veriliyor.

  • Ankara’da 1-2 Haziran günleri yaşanan faşist çete ve polis saldırıları bugün kurumlar tarafından bir kez daha protesto edildi.
    By on Haziran 5, 2009 | 1 Yorum1 Yorum  Yorum

    Ankara’da 1-2 Haziran günleri yaşanan faşist çete ve polis saldırıları bugün kurumlar tarafından bir kez daha protesto edildi. Mülkiyeliler Birliği’ ndeki açıklama öncesi Konur Sokak’ ta Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Çevre Mühendisleri Odası ve Karikatürcüler Derneği tarafından hazırlanan “İnadına Konur Sokak” sergisinin açılışı da yapıldı.

    Saat 11.00’da yapılan açıklamayı Mülkiyeliler Birliği, Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Halkevleri, İHD, Devrimci 78’liler Federasyonu, Yüksel Caddesi Esnaf Derneği ve Çankaya Belediyesi ortak gerçekleştirdi.
    Burada yapılan açıklamada bir kez daha Kızılay ve sokakları faşist çetelere ve gericilere teslim etmeyeceğiz denildi.

    İlk olarak söz alan Mülkiyeliler Birliği Başkanı Ali Çolak, Mülkiyelilerin ve bu sokakta bulunan diğer kurumların burada oluşturulmak istenen gerici, faşist oluşumlara karşı her zaman mücadele ettiğini ve Yüksel Caddesi ile Konur Sokak’ın sosyal, kültürel ve özgürlükçü yapısına karşı yapılan her oluşumunda karşısında olacaklarını belirtti. 1-2 Haziran da yapılan mafya, çete saldırılarında polisin kurumlarla hiçbir temasta bulunmamasını düşündürücü olarak niteleyen Çolak, buralarda yasadışı işler yapmak çetelere karşı emniyetin bir tutum almadığını hatırlattı. Ayrıca bugün yayınlanan Sabah gazetesinin Ankara ekinin manşetinde iki günlük saldırılar sanki burada ki özgürlükçü güçler tarafından yapılıyormuş izleniminin verilmesini kınayan Çolak, hedef olarak gösterilen kişilerin bu sokağın gerçek sahipleri olduğunu söyledi. Ali Çolak son olarak, bu sokakta ve Yüksel Caddesi’nde özgürlükleri, sosyal kültürel dokuyu koruyacağız dedi.

    Açıklamaya Çankaya Belediyesi adına katılan Belediye Başkan Yardımcısı Ali Ulusoy , gelişmelerden endişe duyduklarını, bu saldırılar olduğu andan itibaren burada bulunan kurumlarla irtibata geçtiklerini ve belediye olarak bu sokakların mafyatik güçler tarafından yıpratılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.Toplumcu belediyecilik anlayışları gereği Yüksel Ceddesi ve Konur Sokak’ta çağdaş, ilerici, kültürel bir atmosfer oluşturmak için çalıştıklarını ifade eden Ulusoy, kent merkezlerinin çöküntü alanı haline çevrilmesine karşı projeler ürettiklerini belirtti. Ali Ulusoy, bu güne kadar bölge esnafına verilen belgelerin tekrar incelemeye alındığını ve yeni verilecek belgelerin bu bölgede bulunan kurumlarla oluşturulacak bir komisyonla birlikte verileceğini ifade etti.

    Sendika.org /Ankara

  • Sabah ATV grevi SÜRÜYOR !
    By on Haziran 5, 2009 | Yorum Yok  Yorum

     

    ATV-Sabah’ta 13 Şubat’tan beri grevde olan gazetecilerden Özsel Tortop ile Sefaköylü Halkevciler tarafından hazırlanan Küçükçekmece Günlüğü Bloğu bir söyleşi yaptı. Özel bir medya kuruluşunda yürütülen bu ilk grevin serüvenini konuştular.

    Merhaba
    Özsel Tortop: Merhaba

    Öncelikle kendini tanıtırmısın?
    İsmim Özsel Tortop. 33 yaşındayım. 12 yıldır gazetecilik yapıyorum. İşten çıkarılmadan önce Turkuvaz grubuna ait Aktüel dergisinde çalışıyordum. 13 Şubat’tan beri grevdeyim arkadaşlarımla birlikte.

    Grev nasıl başladı, kaç kişiydiniz ve süreçten bahseder misin?
    İstersen önce nasıl örgütlenmeye başladık ordan başlayayım. TMSF 2 yıl önce Ciner Grubu’na el koyunca ve TMSF de devlet kuruluşu olduktan sonra örgütlenmeye ve faaliyetlere başladık. Çalık Grubu Atv-Sabah’ı satın alınca, toplu sözleşme görüşmeleri başladı. Aslında toplu sözleşmenin 22. maddesinde anlaşma sağlandı. İşçilerin ücretlerine gelince, tabiri caizse işveren mızıkçılık yaptı ve masadan kalktı. Akabinde, sendikalı bütün çalışanlara tehditler, santajlar yapıldı, rüşvetler verilmeye başlandı. Sendikaya destek inanılmaz ölçüde azaldı. Sendikayı bırakanların sayısı oldukça arttı. Sonunda, sendika yasal hakkını kullanıp greve çıkma kararı aldı. Grev kararı aldığımız günün sonrasında tehditler ve santajlar devam etti ve grev günü işyerine sabah 9’da gelmeyen, grevde sayılır denildi. Grevi kırmaya çalışsalar da, 10 kişi greve çıkmaya karar verdik. Bizim dışımızda da içeride sendikalı arkadaşlarımız var hala. Onlar katılmadı. Gerekçeleri ekonomik krizdi.

    İlk başta sendikalı çalışan üye sayınız kaçtı? Şimdi durum nedir?
    İlk başlarda sendikanın 500 üyesi vardı. Yaşanan süreçte baskı sonucu ayrılanlar oldu. Sayımız 30-40′lara kadar düştü. Devam eden direnişimizle birlikte, şu an sanırım 100 kadar üyemiz var.

    Greve sonradan katılım oldu mu?
    Bu şu an zaten olamaz, ilk baştan katılmaları gerekiyordu. Ama söyle birşey aktarayım. Sabah gazetesinde çalışan 2 arkadaşımız sendikalı oldukları için tehdit edildiler. Suç duyurusunda bulundular ve dava netleşti aslında, dava şu an yargıtayda ve sonuçlanmak üzere. Dava sonuçlanınca onlarda bize katılacaklar ve sayımız 12 olacak.

    Çalışma arkadaşlarınızın verdiğiniz mücadeleye yaklaşımları nasıl?
    O kadar korkutulmuş ve sindirilmişler ki inanılır gibi değil dorusu. Durum böyle olunca çoğunluk tepkisiz. Burası olmasa da, her cumartesi Taksim’de yaptığımız yürüyüşe ve grev gazetesi dağıtmaya gelenler oluyor. Mesela, telefonla arayıp sizi destekliyoruz deyip, yanımızdan geçerken selam bile vermeyenlerde oluyor. Böyle değişik tepkiler işte.

    Diğer gazeteci ve meslektaşlarınızdan destek alabiliyor musunuz?
    Yok, onlardan da çok destek aldığımız söylenemez. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti destek veriyor. Onlar, arada ziyarete geliyorlar ve yürüyüşlerimize katılıyorlar. İnsanlar böyle şeylere inanmıyorlar mı, örgütlülüğü benimsemiyorlar mı, bilmiyorum doğrusu. Durum bu yani.

    Turkuvaz Medya’nın, Türkiye Gazeteciler Sendikası’na açtığı bir dava var. Grevin durdurulması ve sendikanın yetki belgesinin iptali ile ilgili. Bundan bahsedermisin biraz?
    Onların iddiası yeterli sayıda üyeniz yok. Sudan bir sebepten dava açtılar. Hukuku bilmeyen avukatlarla mı çalışıyorlar, yoksa kasıtlı mı bilmiyorum ama ortada tuhaf bir durum olduğu kesin. Bizi kanunsuz olarak grevin 5.günü işten çıkardılar ve bunun farkındalar aslında. Bu da bir tür baskı kurma taktiği olsa gerek. Asıl dertleri, bu grev hemen bitsin ve paraları neyse verelim. Ama bizler para için çıkmadık greve. Örgütlü ve özgür basın istiyoruz öncelikle. Onlarda bunun farkındalar ama neye güvenerek yapıyorlar bilmiyorum. Sendikanın kanuni olarak hiçbir açığı yok.

    İşverenin sendika üyeleri ve diğer çalışanlar üzerindeki fiili yaptırımlarından söz edebilirmisin?
    Şimdiye kadar birebir Ahmet Çalık’la muhattap olmadık. Bu tehdit ve santaj işlerini Genel Müdür ve İnsan Kaynakları Müdürü yapıyorlar. Şöyle birşey var, bizi tehdit eden genel müdür hakkında, suç duyurusunda bulunuldu. Kendisi sendikal hakkın engellenmesi suçundan yargılanacak.

    Sendikanızın yetkili olduğu başka işyerleri varmı?
    Anadolu Ajansı ve Anka var. Anadolu Ajansı devlete ait zaten biliyorsunuz.

    Devam eden grev süreci ve sonraki planlarınızdan bahsedermisiniz?
    Bundan sonra zaman ne gösterir bilmiyoruz. Şimdiye kadar grevde olduğumuz için hiç pişman olmadık. Süreç kanuni olarak neyi gösterirse öyle ilerleyecek. İşe iadeler ve diğer tüm sendikal haklarımızı alana kadar, sonuna kadar direneceğiz.

    Sabah-Atv grevinin belgeselinden bahsedermisiniz?
    Bu gazeteci bir arkadaşımızın fikriydi ve şu an o uğraşıyor. Bizim belgeselimizi yapıyor. Hepimizle tek tek röportaj yaptı. Bakalım, bizde merakla bekliyoruz. Ayrıca benim de yazamadığım bir master tezim vardı. Aftan yararlanıp okula geri döndüm. İletişim masterı yapıyorum. Tez konumu değiştirdim ve Türkiye’de sendikal hareketler üzerine bir tez hazırlamaya karar verdim.

    Parti, sendika ve demeokratik kitle örgütlerinin desteği oldu mu?
    Türk-İş ve DİSK sürekli yanımızda zaten. Pek çok kuruluştan destek aldık ve almaya da devam ediyoruz. Ama mevcut siyasi partilerin desteği pek yok gibi. Mesela, CHP söz veripte gelmedi, yanınızdayız deseler de lafta kaldı.

    DTP milletvekili Sabahat Tuncel’in TBMM’de verdiği bir soru önergesi var, bahseder misin biraz?
    Sabahat hanım o gün bizi de arayıp haber vermişti. Ama son durum nedir bilmiyorum doğrusu.

    Benim bildiğim, sizin işkolunuzda, gazeteciler cemiyeti dışında, sendikal faaliyet yok. Bu ilk direniş sanırım?
    Yok, doğru söylüyorsunuz. Benim düşüncem, gazeteciler ve çalışanlar, kendilerini başka bir ırktan görüyorlar sanırım. İşçi, emekçi olduklarının farkında değiller pek. Ya da farkındalar, farkında olmak istemiyorlar. Bu bakış açısı olmadığı için bu tip faaliyetler avam geliyor onlara. Ama bu konuda yeterince bilgi sahibi olmadıkları kesin. Mesela, Avrupa’da gazeteciler sendikalı değillerse basın kartı alamıyorlar. Avrupa’daki meslektaşlarının hangi haklardan yararlandıklarını, kendilerinin nelerden mahrum bırakıldıklarının bilincinde değiller. Mesela, ben 12 yıldır gazetecilik yapıyorum ama basın kartım yok. Basın kanunlarına göre çalıştırılmıyorum. Meclise haber yapmak istesem de giremiyorum. Röportaj yapmak istediğim bakanla, milletvekili ile ancak önceden arayıp ziyaretçi sıfatıyla görüşebiliyorum. Arkadaşlarımız bunların farkında değiller. Üzerimdeki bu grev kıyafetini giymekten utanıyorlar. Bizimle konuşmaktan, destek vermekten hem çekiniyorlar hem de utanıyorlar ama ben de onlardan utanıyorum, bu kadar duyarsız oldukları için.

    Teşekkür ederim.bundan sonra kolay gelsin sizlere.
    Ben teşekkür ederim.

  • Eğitim emekçilerini barikatlar engelleyemedi
    By on Haziran 5, 2009 | Yorum Yok  Yorum
    Eğitim emekçilerini barikatlar engelleyemedi  
     

    ANKARA (05.06.2009)- Toplu sözleşme hakkı için 4 koldan Ankara’ya yürüyen Eğitim-Sen üyeleri, Zafer Çarşısı’nda polis barikatı engellendi. Emekçiler, polis saldırısına direndi, barikatları aştı. İlericiler, devrimciler, “Emekçiye değil, çetelere barikat” dedi, Eğitim-Sen’i yalnız bırakmadı.

    Marmara, Ege, Karadeniz ve Kürt illerinden yola çıkan eğitim emekçileri bugün Zafer Çarşısı önünde bir araya geldi. Aralarında ESP, SGD, DTP, EHP, SDP ve Sosyalist Parti’nin de bulunduğu çok sayıda kurum yürüyüşe destek verdi.

    Polis teröründe emekçiler yaralandı

    Milli Eğitim Bakanlığı ile olan randevuları için bakanlık önüne yürümek isteyen Eğitim-Sen üyelerinin önü polis barikatı ile kesildi. 2 bin kişinin katıldığı eylemde, Eğitim-Sen üyelerinin kaldırımdan dahi yürümesine engel olan polis coplarla, gaz bombaları ile saldırdı. Kısa süren çatışmada 10′u aşkın emekçi yaralandı. Bir kişinin de kalp krizi geçirdiği öğrenildi. Emekçiler, saldırıyı “Emekçiye değil, çetelere barikat”, “Yılgınlık yok direniş var” sloganları ile yanıtladı. Polis saldırıyı görüntülemek isteyen gazetecilere de saldırdı. Star TV’nin kadın muhabiri darp edildi, yüzüne biber gazı sıkıldı.

    Emekçilerin kararlılığı barikat aştı

    Eğitim-sen üyeleri toplu sözleşme hakkı ile okullarda ve eğitim sisteminde yaşanan sorunlara ilişkin görüşme ısrarını sürdürdü. Emekçi memurlar, barikatın önünde oturma eylemi gerçekleştirdi. Emekçi memurların ısrarlı ve militan duruşu karşısında geri adım atan polis, barikatı açmak zorunda kaldı. Atatürk Bulvarı’ndan Milli Eğitim Bakanlığı önüne yürüyen emekçiler, “Bombanız, gazınız vız gelir bize vız”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Baskılar bizi yıldıramaz” ve “Faşizmi döktüğü kanda boğacağız” sloganları attı.

    Emekçiler grevle uyardı

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç bakanlık önünde yaptığı açıklamada, polis saldırısını protesto etti. Ekonomik krizin yarattığı tahribata dikkat çeken Kılıç, “Emekçilere yükletilen krizin bedeli sermayeye para olarak aktırılmaktadır” dedi. Halkın eğitim ve sağlık hakkının gasp edildiğini vurguladı. Eğitim-Sen Genel Başkanı Kılıç, parası olanın eğitim ve sağlık hizmeti alabildiği bir ülkede yaşanıldığını ifade etti. Buna karşı yollara düştüklerini söyledi. Kılıç, “Toplu iş sözleşmeleri görüşmelerinde taleplerimiz kabul edilmezse grev çadırlarımızı kurup genel greve çıkacağız” dedi.

    AKP Hükümeti yalan söylüyor

    KESK Genel Sekreteri Emir Ali Şimşek ise “Türkiye’nin pek çok ilinden başlayan yürüyüşümüzün saldırılara maruz kalmıştır. Ankara’da da bu saldırılardan nasibini alan emekçi memurların kararlı direnişi ile geri adım attırılarak Bakanlığa kadar geldik” dedi. AKP Hükümeti’nin açıkladığı teşvik paketini eleştiren Şimşek, “500 bin kişiye iş imkanı sağlayacağını söyleyen AKP hükümeti, 60 bin eğitim emekçisinin iş beklediğini görmemezlikten gelmektedir” diyerek, hükümetin ikiyüzlülüğünü ortaya serdi. KESK üyelerine yönelik tutuklama saldırısına vurgu yapan Şimşek, “Barış ortamına yakın olunan bir dönemde, JİTEM tarafından şehrin içerisinde uydurma gerekçelerle KESK’e baskınlar yapılmış, ortamı germeye çalışan hükümet 14 üyemizi tutuklamıştır. Bu tür saldırılar KESK’i yıldıramayacak” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından Eğitim-Sen yöneticileri, hazırladığı talepleri dosyasını bakanlığa iletti.

    Talepleri için yürüyecekler

    - Eğitim-Sen üyelerinin talepleri şu şekilde:

    - Bilimsel, laik, demokratik, kamusal eğitim istiyoruz.

    - Çocuklar için kreş, beslenme, temiz su ve yılda en az 2 defa sağlık taramasından geçirilmesini istiyoruz.

    - Eğitim iş kolundaki tüm çalışanların iş güvenceli ve kadrolu çalışmasını istiyoruz.

    - Eğitimde demokratik yönetim istiyoruz.

    - Vergide adalet istiyoruz.

    - Ek ders yönetmeliğinin yeniden düzenlenmesini istiyoruz.

    - İlksan’ın tasfiye edilmesini istiyoruz.

1 ipucu