Logo Background

» Makale-Deneme-Politika

  • Psikolojik Kaos Yumağı
    By Orak on Eylül 6, 2010 | 1 Yorum1 Yorum  Yorum

    daktiilo dergisi…Ve bir cümle kurmak gerek bazen… Elif Kılıç

  • Sovyetler Birliği’nde 19 yıl önce gerçekleştirilmek istenen Komünist darbe…
    By Orak on Ağustos 21, 2010 | Yorum Yok  Yorum

    19 yıl önce Sovyetler Birliği’nde bugün, çözülüşü engellemek için 19 Ağustos’ta yönetime el koyan Sovyet önderleri bu iradelerini 21 Ağustos’ta geri çekmişler, “darbe” girişimi sonuçsuz kalmıştı. Bu girişim, Sovyetler Birliği’nin son şansı olarak tarihe geçmişti.
    Sovyetler Birliği’nde 19 yıl önce, çözülüşü engellemek için kurulan Devlet Olağanüstü Hal Komitesi (DOHK) 2 gün boyunca yönetime el koymuş ve SSCB Başkanı Mihail Garbaçov’un yetkilerini yardımcısı Genadi Yanayev’e devretmişti. 21 Ağustos’ta bu girişimin başını çeken KGB Şefi Vladimir Krıyuçkov tutuklanması ve Sovyet Savunma Bakanlığı’nın kuvvetlerini Moskova’dan çekmesi ile “olağanüstü” süreç sonlanmıştı.

  • Bolivya: Sosyal gerilimler patlama noktasında
    By Orak on Ağustos 20, 2010 | Yorum Yok  Yorum

    daktilo dergisi
    Yerli Quechua eylemcileri 8 Agustos’da La Paz ve Potosi arasındaki anayolu kapattı.
    Yakın geçmişte ki kapatılan yollar,grevler ve hatta, Potosi şehrinde, Başkan yardımcısının evinin dinamitlenmesi geçmişteki neoliberal hükümetleri hatırlatırken, bir çok kişinin yerli Devlet Başkanı Evo Morales’in ”yeni” Bolivya ‘sında ne olur olup bittiğini sorgulamalarına yol açtı.

  • Yugoslavya parçalandı ama, ayrılanlar dikiş tutmuyor
    By Orak on Ağustos 8, 2010 | Yorum Yok  Yorum

    1991’de dağılan Yugoslavya’dan geriye kalanlar hiç de iç açıcı değil. Hâlâ çözülemeyen sınır anlaşmazlıkları, devam eden iç çatışmalar, birbirlerine düşmanlıkla bakan bir zamanların kardeş halkları, ekonomik krizler, bağımlılık…
    İkinci Dünya Savaşı’nda faşist işgalcilere karşı mücadelede efsaneleşen Mareşal Joseph Broz Tito liderliğinde kurulan Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyeti 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar barış içinde yaşamayı başardı. Bu noktadan sonra emperyalizmin müdahalesiyle yarım asırdır birlikte yaşayan halklar bağımsız devlet kurma hayalleriyle birbirleriyle savaşa giriştiler. Sonuç, hâlâ çözülemeyen sınır anlaşmazlıkları, devam eden iç çatışmalar, birbirlerine düşmanlıkla bakan bir zamanların kardeş halkları, ekonomik krizler, yoksulluk ve şimdilik sekiz tane olan, sayıları her gün artan “bağımsız ülkeler”…

  • Faik Bulut Bombadı: Biz Solcular Filistin İçin Ölürken, İslamcılar Bize ‘Terörist’ Diyordu !
    By Orak on Haziran 21, 2010 | Yorum Yok  Yorum

    Biz Solcular Filistin İçin Ölürken, İslamcılar Bize ‘Terörist’ Diyordu! Unutuldu, unutturuldu… Bugün kaç kişi biliyor ki, 3 bin Türk genci Filistin için savaştı, onlarcası da bu uğurda can verdi bir zamanlar. Kimisi Batı Şeria’da, kimisi Lübnan’da… Hepsi sosyalistti, hepsi Filistin özgürlük mücadelesine gönül vermişti. Deniz Gezmiş’ten tutun da Cengiz Çandar’a kadar saymakla bitmeyecek insan… Ama içlerinde bir tane bile ’Müslümanlık’ adına desteğe giden yoktu. Tersine Filistin dendi mi, uzak dururdu onlar, Filistin Kurtuluş Örgütü Marksist, solcu diye…

  • Anti-Siyonizme Evet! Anti-Semitizme Hayır!
    By Orak on Haziran 8, 2010 | 2 Yorum2 Yorum  Yorum

    Yahudi Düşmanlığı Mı, İsrail Düşmanlığı Mı?

    Anti-Siyonizme Evet! Anti-Semitizme Hayır!

    Türkiye’de her türden siyasetçinin, milliyetçi, ırkçı, ulusalcı, laik ya da İslamcıların en çok nemalandığı konulardan bir tanesidir İsrail’in Filistin halkına yönelik zulmü. Son seçim dönemine Davos’ta “van minüt” çıkışıyla giren ve bu çıkışın faydalarını seçim sandıklarında görmeyi bekleyen Erdoğan’ı hatırlamak yeter.

    Yaygın İsrail düşmanlığı(anti-Siyonizm) çoğunlukla Filistin halkına yönelik insancıl bir tutumdan kaynaklanıyor görünse de alttan alta derin bir milliyetçi, ırkçı ve dinsel düşmanlık körüklenmektedir. Hatta “Hitler, Yahudilerin kökünü kazısaymış da İsrail olmasaymış” diyenleri bulmak bile mümkün. Bu nefretin, fanatik Yahudi düşmanlığının(anti-Semitizm) işçi sınıfı siyaseti saflarından temizlenmesi şarttır. Çoğunlukla Müslüman ya da milliyetçi duyguları güçlü işçilerin içine çekilmeye çalışıldığı bu girdabı dağıtmak zorundayız.

    Öncelikle Yahudilerle İsrail Devleti’ni birbirine karıştırmamakla başlayabiliriz işe. Yahudi toplumu gerçekten de ekonomik ve politik olarak bir bütün müdür? Bütün Yahudilerin zengin, tefeci ve tüccar olduğu, hatta Mason localarıyla dünyayı yönettiği gibi saçma düşünceleri ele alalım. Bunlar olduğu gibi yanlıştır. Yahudiler, yaşadıkları coğrafyalar ve toplumsal konumları gereği tarihte tüccarlıkla ve tefecilikle geçinen bir toplum olarak çıkıyor karşımıza. Ancak, bütün Yahudilerin zengin oldukları bir aldatmacadan başka bir şey değil. Örneğin 20. yüzyıl başlarında Doğu Avrupa’da yoğun bir nüfusa sahip olan Yahudilerin anlatıldığı şu metne bakalım: “ Sıcak ve çıplak steplerin ortasında, kasabalara özgü küçük kulübeler göze çarpıyordu; ayrıca yoksul Yahudilerin yaşadığı birkaç haneden oluşan ufak köyler de sağa sola serpiştirilmişti; trahoma hastalığından dolayı gözleri çukura kaçmış, vücutları pire ısırıklarıyla dolu bu zavallı insanlar bulabildikleri ufak tefek işlerle ayakta kalmaya çalışırlardı. Küçük el işleri, arabacılık ya da tüm stokları birkaç iğne, biraz iplik makarası,

  • Sosyalist Sanat ve Devrim
    By Orak on Mayıs 24, 2010 | Yorum Yok  Yorum
    Marksizm’i mekanik ya da dogmatik olarak yorumlayanların çoğu, materyalizmin diyalektik yönteme eklenerek diyalektik materyalizme varılacağı gibi ucube bir anlayışa sahiptir. Oysa sosyalist teorinin önderleri, materyalizmi diyalektik anlayışla, canlı bir organizmayı inceler gibi ele almakla kalmadı; idealist Alman felsefesinin Kant, Fichte, Schelling, Hegel zincirinde doruğuna erişen diyalektik yaklaşımı da materyalist bir anlayışla ele alarak, ona yepyeni bir öz kazandırdılar. Kısacası materyalizm, diyalektik yöntemle geliştirilirken, diyalektik de doğa bilimlerinin ulaştığı düzeye uygun olarak evrim düşüncesiyle ilişkilendiriliyor ve materyalizmle yenilenmiş oluyordu.

    Sosyalist gerçekçiliğe bakarken de benzeri yaklaşımlara rastlamak şaşırtıcı değildir; çünkü dünyada olduğu gibi ülkemizde de at izinin it izine özellikle karıştırılmasına, en “sol”‘da görünenlerin sağ, en çok “diyalektik” diyenlerin metafizik yaklaşımlar sergilemesine nedense(!) çok rastlanır…

    Bir sanat felsefesi olarak gerçekçiliğin neden bir başka zamanda değil de 17-18. yüzyıllarda, Rönesans etkilerinin doruğa ulaştığı ve yer yer “amacını aştığı” bir aşamada güçlendiği üzerinde düşünmek gerek. İlkel toplum dışta tutulursa, insanlık tarihi sınıflı toplumlar ve onların acılarının tarihidir. Toplumsal düzenler çözülüp yeni toplumsal düzenler geldikçe yeni egemen sınıflar, kendi egemenliklerini öncekine oranla daha geniş bir temel üzerine kurabilmişlerdir. Ancak buna karşılık, yeni toplumun ezilen sınıfı ile ezen sınıfı arasındaki çelişki gittikçe daha derin ve daha keskin nitelikte gelişerek kapitalist toplumda en üst aşamasına ulaşmıştır. Artık üretici güçlerin gelişim düzeyi yani nesnel temel, insanlığın sömürüye dayalı sınıflı toplumsal düzenleri aşmasına elverişlidir. Buna karşılık, kapitalist toplumda ezilmek istemeyenler, toplumsal düzeni kendilerinden önceki toplumların tümünden daha köklü biçimde olumsuzlamak durumundadır.

  • Eylemdeki Sloganların Dili 1
    By Orak on Mayıs 23, 2010 | Yorum Yok  Yorum

    İşçi sınıfı ve tüm emekçilerin gerçekleştirdiği eylemlerde çeşitli sloganlar atılmaktadır.

    Gerçekleştirilen grev ve direnişlerin örgütlülüğü, eylem hazırlığı, amacı ve sınıfsal talepleri kadar kullandığı sloganlar da çok önemlidir.

    Eylemde taşınan pankart ve afişler sloganlarla uyumlu olmalıdır. Çünkü eylemin amacını bunlar belirlemektedir.

    Her kırmızı şal devrimin bayrağı olmadığı gibi, atılan sloganların da işçi sınıfının talep ve ihtiyaçlarını karşılıyor olması beklenir.

    Nesnel gerçekliği yansıtmayan, ekonomik, demokratik ve siyasal talepleri özünden soyutlayan pankartlarla sloganlar işçi sınıfının bilinçlenmesini engeller.

    Bu sloganlardan bazılarının dilini şöyle de yorumlayabiliriz:

  • Muğlalı faşistlerin Gültekin abisi
    By Orak on Mayıs 16, 2010 | Yorum Yok  Yorum

    Muğla’daki faşist saldırılar sonucu yaralanan Şerzan Kurt’un durumu ciddiyetini korurken, olaylar sürüyor. Sendika.Org’a konuşan öğrenciler, faşist saldırılarda Muğla Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’de çalışan Gültekin Şahin isimli bir polis ön plana çıktığını söylüyor
    Muğla’da 11 ve 12 Mayıs’ta yaşanan faşist saldırılar sonucu Şerzan Kurt isminde 21 yaşındaki bir öğrenci silahla ateş edilerek yaralandı. Ertesi gün de devam eden olaylarda 32’si ülkücü faşist 42’si devrimci demokrat öğrenci olmak üzere 74 kişi gözaltına alındı ve Muğla Adliyesi’ne gönderildi. Savcılık ifadeleri sonucu 4 ülkücü faşist tutuklanırken, saldırıya maruz kalan devrimci demokrat öğrencilerden de 2’si tutuklandı.

  • Denizler’i katledenlerden ‘demokrat maskeli’ siyasetçiler
    By Orak on Mayıs 15, 2010 | Yorum Yok  Yorum

    Yalçın Bayer, 20 Nisan 2010 tarihli Hürriyet gazetesindeki köşesinde DP (Demokrat Parti) Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile söyleşisini aktarıyor. Türkiye’nin bugün geldiği noktada önemli bir payı olan Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi’nin (sonrasında Doğru Yol Partisi) yönetici kademelerinde bulunmuş, Demirel siyasi yasaklı iken onun emanetçiliğini yapmış ve hala yapmakta olan Hüsamettin Cindoruk konuşmasının bir yerinde şöyle diyor:

    “Basınımız, Ali Elverdi’nin ölmesi konusunda bir şeyi yanlış yapıyor. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararının verildiği Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı Ali Elverdi yargıç değil, topçu subayıydı; daha sonra tümgeneralliğe kadar yükselmişti. O zamanki Sıkıyönetim Yasası gereğince, subaylar mahkeme başkanlığı yapıyordu. Ali Elverdi, teröristlere karşı mahkemede dik duran bir komutandı. Asıl idam kararını veren Süleyman Takkeci’dir. Daha sonra AKP’den iki dönem milletvekili olmuştur…”